26 Nisan 2011 Salı

Antienflamatuar ilaçlar Antideprasanlar etkisini azaltıyor

Antienflamatuar (yangı önleyici) ilaçların antidepresanların etkisini azaltabileceği ortaya çıktı.


Amerikan Bilimler Akademisi'nin (PNAS) dergisinde yayımlanan araştırma önce fareler üzerinde yapıldı.


Amerikalı bilimadamları, sadece antidepresan verilen farelerin depresyon ve endişe tedavisinin antidepresan ve antienflamatuar verilen farelerden "daha başarılı" olduğunu gördü.


Araştırmacılar, tedaviye hem antienflamatuar hem de antidepresan içenlerin yaklaşık yüzde 40, sadece antidepresan içenlerin yüzde 54 cevap verdiğini belirtti.


Bilimadamları bu sonuçların bazı depresyon hastalarının neden tedaviye olumlu yanıt vermediğine ışık tutabileceğini vurguladı.

10 bin doktor alınacak 6225 sayılı kanun hükmü ve Sağlık düzenlemeleri

Sağlık hizmetlerinin hazırlandırılmasını amaçlayan kanun yürürlüğe girdi.
İnsanlar üzerinde gerçekleştirilecek klinik araştırmalara katılacak gönüllülerin hakları ve insanlar üzerinde bilimsel araştırmaların usul ve esaslarını da düzenleyen kanuna göre, klinik araştırmaları etik yönden değerlendirmek amacıyla etik kurullar ve klinik araştırmalarla ilgili konularda Sağlık Bakanlığına görüş bildirmek üzere Klinik Araştırmalar Danışma Kurulu oluşturulacak.


Sağlık hizmetlerinin hızlandırılmasını amaçlayan 6225 Sayılı ''Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'' Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.
Yasaya göre, belirli bir projenin gerçekleştirilmesi amacıyla il özel idaresine aktarılan, ancak aktarıldığı mali yılı takip eden yıl sonuna kadar kullanılmayacağı anlaşılan ödenekler, başka projede kullanılmak üzere, aynı veya başka bir özel il idaresine veya ilgili mevzuatı çerçevesinde kullanılmak üzere Toplu Konut İdaresine (TOKİ) aktarılabilecek.


Kafeterya, büfe, otopark ve benzeri sosyal tesisler ile Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun kapsamında kiralanan sağlık merkezleri ve kullanmış oldukları demirbaşların kira gelirleri, uzmanlık belgesi sertifikasyon ve sınav hizmetlerinden elde edilecek gelirler, döner sermaye gelirleri kapsamına alınacak.


Sağlık Bakanlığı, dava ve icra takiplerinde ihtiyaç duyması halinde avukatlık hizmeti alımı yapabilecek.
Bakanlığa bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarınca hizmetin verildiği dönemde sosyal güvenlik sağlık yardımından yararlanamayan kişilere sunulan sağlık hizmet bedellerinden 31 Aralık 2010 tarihine kadar tahsil edilmeyen alacak tutarlarının yüzde 50'sinin bir yıl içinde ödenmesi halinde geri kalan kısım terkin edilecek. Tahsil edilemeyen tutar 250 liradan az ise borç doğrudan terkin edilecek.


Vakıf üniversiteleri hariç, üniversiteler ile Sağlık Bakanlığı ve diğer kamu idarelerine bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında vefat eden ve tedavi giderleri sosyal güvenlik kurumunca karşılanmayanlardan ödeme gücü bulunmadığı tespit edilenlerin borçları silinecek.


KKTC'nin tedavi edilmek üzere Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelere gönderdiği hastaların tedavi bedellerinin 31 Aralık 2010 tarihine kadar ödenmemiş olanları, terkin edilecek.


İNSAN ÜZERİNDE KLİNİK ARAŞTIRMA
Yasayla insanlar üzerinde gerçekleştirilecek klinik araştırmalara katılacak gönüllülerin hakları ve insanlar üzerindeki bilimsel araştırmaların usul ve esasları da düzenlendi.


Klinik araştırmaları etik yönden değerlendirmek amacıyla etik kurullar ve klinik araştırmalarla ilgili konularda Sağlık Bakanlığına görüş bildirmek üzere Klinik Araştırmalar Danışma Kurulu oluşturulacak.
Buna göre, bir tedavi yöntemi ve ilacın ilmi araştırma amacıyla insanlar üzerinde kullanılabilmesi için Sağlık Bakanlığından izin alınması gerekecek.


Ayrıca, araştırmanın öncelikle insan dışı deney ortamında veya yeterli sayıda hayvan üzerinde yapılmış olması, ulaşılan ilmi verilerin, varılmak istenen hedefe ulaşmak açısından bunların insan üzerinde de yapılmasını gerekli kılması, araştırmanın insan sağlığı üzerinde öngörülebilir zararlı ve kalıcı bir etki bırakmaması, araştırma sırasında kişiye insan onuruyla bağdaşmayacak ölçüde acı verici yöntemlerin uygulanmaması, araştırmayla varılmak istenen amacın, bunun kişiye yüklediği külfete ve kişinin sağlığı üzerindeki tehlikeye göre daha ağır basması, üzerinde araştırma yapılacak ilgilinin, araştırmanın mahiyet ve sonuçlar hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak yazılı rızasının olması ve bu rızanın herhangi bir menfaat teminine bağlı bulunmaması şart olacak.


Bu araştırmalar, üniversite sağlık uygulama ve araştırma merkezleri, üniversitelere bağlı onaylanmış araştırma-geliştirme merkezleri, Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi ile Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma hastaneleri ile yapılabilecek.


Üzerinde araştırma yapılacak gönüllü, iznini araştırmanın her aşamasında geri alabilecek.
Konuya ilişkin ''Klinik Araştırmalar Danışma Kurulu'' oluşturulacak. Kurul, Sağlık Bakanlığı müsteşarı veya uygun göreceği bir müsteşar yardımcısının başkanlığında, tıbbın cerrahi, dahili ve temel bilimlerinden bakanlıkça seçilen uzmanlığını almış veya doktorasını yapmış üçer kişi, birer klinik psikolog ve ilahiyatçı ile bakanlık 1. hukuk müşaviri veya görevlendireceği bir hukuk müşavirinden oluşacak.


Meme kanserlerinin teşhis araçlarından biri olan ve kanser taramalarında kullanılan mamografinin radyoloji uzmanı tarafından daha hızlı ve etkili değerlendirilmesi amacıyla mamografi teknikerliği de kanunla tanımlandı.


GÖREV TANIMLARI YENİDEN DÜZENLENDİ
Diploması veya meslek belgesi olmadan meslek mensuplarının yetkisinde olan bir işi yapan veya bu unvanı takınanlara 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 200 günden 500 güne kadar adli para cezası verilecek. Yardımcı personel, çalıştığı alanla ilgili 1 yıl içerisinde eğitim alacak. Eğitimin ardından açılacak sınavda başarılı olan yardımcı personelin işlerine devam etmeleri sağlanacak. Eğitimde geçecek 1 yıl süresince herhangi bir cezai yaptırım uygulanmayacak.


Sağlık kuruluşlarında, ruh sağlığı hizmet ve uygulamalarında bakanlıkça belirlenen sürelerde çalıştığını ve belli bir uygulamanın tecrübesini kazandığını belgeleyen psikologlara, sınavlarda başarılı olmak kaydıyla çalıştığı ve tecrübe kazandığı alanda tıbbi uygulamalarda görev alma yetkisi verilecek.
Odyoloji ile dil ve konuşma terapistliği alanlarında yüksek lisans veya doktora eğitimi yapanlar ile bu alanlarda yüksek lisans ve doktora eğitimine devam edenlerden eğitimlerini tamamlayanlar, yüksek lisans veya doktora eğitimi yaptığı alanda unvan kullanabilecek.


YENİ UZMANLIK DALLARI
Kanunla acil tıp uzmanlık eğitiminin süresi 5 yıldan 4 yıla indirildi. ''Genetik hastalıklar'' da yeni uzmanlık dalı olarak oluşturuldu. Bu uzmanlık dalının eğitim süresi ise 4 yıl olarak belirlendi.


Tıp eğitiminde ayrıca eğitim süresi 3 yıl olan ''gelişimsel pediatri'' adıyla yeni yan dal oluşturuldu.
Yasayla diş hekimliğinde de yeni uzmanlık alanları oluşturuldu. Eğitim süresi 4 yıl olan ağız, diş ve çene cerrahisi, eğitim süresi 3 yıl olan ağız, diş ve çene radyolojisi, eğitim süresi 3 yıl olan çocuk diş hekimliği ile eğitim süresi 3 yıl olan restoratif diş tedavisi yeni uzmanlık dalları oldu.


Öte yandan, Sağlık Bakanlığı, Tıpta Uzmanlık Kurulunun kararı üzerine tıpta uzmanlık sürelerini üçte bir oranında artırabilecek.


Sözleşmeli personel ancak devlet memuru statüsünde başhekim, başhekim yardımcısı ve başhemşire olarak görevlendirilebilecek.


Sağlık Bakanlığı, sağlık tesislerinin yapılması için başka kamu kurum ve kuruluşlarının mülkiyetinde olan taşınmazların tahsisi konusunda TOKİ ile işbirliği yapabilecek.


Sağlık hizmetinde kullanılan binalardan yıkımının uygun olduğuna karar verilenler yıkılabilecek.
Sağlık hizmetlerinde kullanılmak amacıyla Sağlık Bakanlığı tarafından, gerçek ve tüzel kişilerden hava ve deniz aracı kiralanmasında 3 yıl olan süre 7 yıla çıkarıldı.


Bütçeye gider kaydedilen, hizmet bedellerini gösterir fatura, reçete ve eki belgeler, ödemenin yapıldığı mali yılı izleyen 5'inci yıldan sonra imha edilecek.


Gümrük Müsteşarlığına 2 bin personel, Sağlık Bakanlığına ise 10 bin 600 pratisyen ve uzman doktor alınacak.


Yasayla Spor Toto Teşkilat Başkanlığının Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne olan tüm borçları terkin edilecek. Bu konuda süren davalardan feragat edilecek.

25 Nisan 2011 Pazartesi

İzmir Hematoloji Bölümü ,İzmirdeki Hematoloji bölümü olan hastaneler

İzmir Hematoloji Bölümü ,İzmirdeki Hematoloji bölümleri
 Izmir Yeşilyurt Hastanesi Hematoloji Bölümü
Ege Üniversitesi Tıp F. A. U. Hastanesi
Ekol Kulak Burun Boğaz

1 Ayda kaç kilo verilmeli,Sağlıklı zayıflama,1 ayda kaç kilo vermek gerekir?

Yaz yaklaşırken kilo vermek isteyenler hızlı zayıflama yollarını aratırmaya başladı. Uzmanlar ise uyarıyor; 'Hızlı kilo verilmesi doğru değildir. Şimdiden beslenmenizi düzenleyin!' Dünya Sağlık Örgütü (WHO), aylık kilo kaybının 2-4 kg arasında olması gerektiğini belirtiyor. Ancak kişi çok şişmansa, ameliyata hazırlanacaksa, kişide kiloya bağlı olarak herhangi bir sağlık problemi oluşmuş veya oluşma sürecinde ise, doktor ve diyetisyen gözetiminde ayda 6 kg verebiliyor. 10 yılda alınan kilo, 10 günde verilmez Beslenme ve diyet uzmanlarına göre kimse 10 senede aldığı kiloları 10 günde vermeye kalkışmamalı, sabırla tedavinin üzerine gitmeli. Zayıflamanın temelinde eğitim yer almalı. Dahiliye uzmanı veya endokrinolog kontrolünde yapılacak klinik muayenenin ardından elde edilen kan tahlil sonuçları yorumlanan kişinin, diyetisyen eşliğinde tıbbi beslenme tedavisine alınması öneriliyor. Egzersiz ve davranış değişikliği tedavisinin yerleştirilmesi ile hedefe ulaşılması ve kişi koruma programına alınması tavsiye ediliyor. 3 ay süresinde diyet, egzersiz ve davranış değişikliği tedavisi uygulanmadan kimseye ilaç tedavisi ve/veya cerrahi tedavi uygulanmaması gerekiyor.


Uzmanlara göre, 1 kg ağırlık kaybı için 7000 kilokalorilik enerji açığı oluşturmak gerekiyor. Yani kişi günlük enerji gereksinmesinden 700 kkal. eksik beslenir, 300 kkal. enerji harcayacak şekilde egzersiz yaparsa (1 saat tempolu yürümek gibi) günde 1000 kkal. enerji açığı oluşturur ki bu
durum bir haftada 7000 kkal.ye denk gelir. Yani haftada 1 kg verilebilir.


Hemen zayıflamak isteyenlerin başvurdukları yanlış yöntemler
Kısa sürede sonuç alma düşüncesiyle uygulanan özellikle kas ve su
kaybettiren mucize yöntemlerden bazıları...


Akupunktur iğneleri, yanında verilecek düşük enerjili diyet listesine kişinin kendini hazır hissetmesini sağlar. Kilo verdirir, bu kilolar
aynı hızda geri alınır.


Pasif jimnastik aletleri kilo vermeyi sağlamaz, sadece ince görünmeyi sağlar.


Zayıflama çayları sadece su kaybettirir, kişi kendini zayıflamış hisseder. Vücut kaybettiği sıvıyı yerine koyduğu vakit kilolar geri gelmiş olur. Yaşanacak bağırsak tembelliği (kabızlık) ise cabası.


Tek tip besine dayalı diyetler bıkkınlık sağlar, kişide diyet sonrası aşırı besin ve kilo alımı görülür. Kaybedilen kas ve su da işin diğer
bir boyutu.


Zayıflama ilaçları hekim kontrolünde alınmadığı taktirde kanser hatta ölüm gibi çok ciddi sonuçlara neden olmaktadır. Zaten tek
başına alınan zayıflama ilacının bir etkinliği yoktur.


3 aylık diyet ve egzersiz tedavisine yanıt alınamadığı durumlarda destek olarak kullanılmalıdır.


Zayıflama eşofmanları sadece su kaybı sağlar. Zayıflamada önemli olan yağ kaybıdır. Bu nedenle çözümü bilimde aramakta yarar vardır.
Unutmayın: Her başarısız deneme vücutta zayıflamaya karşı direnç oluşmasına yol açar ve işi yokuşa sürer. Bu nedenle kesin karar vermek şart. Sürekli kilo alıp vermektense, kilolu bile olsanız o kiloyu sabit tutmanız daha sağlıklıdır.

Tırnak Kırılması nedenlerii,Tırnak kırılması vitamin eksikliğinde mi olur?

Tırnaklarını güçsüz hem çabuk kırılıyor hemde soyuluyorsa bu birşeylerin habercisi olabilir
Saçlar gibi tırnaklar da genel sağlık durumunun yansımasıdır. Sık ve kolay kırılan tırnaklar çoğunlukla vücuttaki bir eksikliğin göstergesidir. Kolay kırılan tırnaklarda öncelikli düşünülmesi gereken vücut ve dolayısı ile tırnakların susuz kalmasıdır. Böyle bir şikâyetiniz varsa günde ortalama sekiz bardak su içmek konusunda kendinizi alıştırın.

Tırnakların kolay kırılmasının bir diğer nedeni yağ eksikliği olabilir ancak bu durum alınan yağ miktarını arttırmakla değil de dengeli beslenme ile çözülebilir.

Tırnakların kolay kırılmasının en yaygın sebebi vitamin ve mineral eksikliğidir. Başlıca demir, çinko, kalsiyum, magnezyum ile A ve D vitamini eksikliği… Tabii hepinizin bildiği gibi en sağlıklı çözüm dengeli ve sağlıklı beslenmektir. Bununla beraber multivitamin tabletler veya kalsiyum, çinko, magnezyum… preparatları da eksiklerin yerine konulmasında önerilen besin takviyeleridir.Demir eksikliği anemisine bağlı tırnak bulgularını diğerlerinde ayırmak gerekirse tırnaklarda kolay kırılmanın yanı sıra uzunlamasına kabarık çizgilenme, düzleşme, çukurlaşma da görülür. Demir eksikliği anemisinin tedavisi ile bu şikayetler de ortadan kaybolur. Ve takviye olarak da bol bol üzüm suyu, erik suyu, havuç suyu önerilir.


Eksikliğe göre ilaç ya da beslenme önerilerinden başka tırnaklarınızın kırılmaması için zeytinyağı ve limon karışımı ile ellerin tırnakların ovulması ve beraberinde besleyici merhemlerin kullanılması da konunun uzmanları tarafından önerilmektedir.

Eğer tırnaklarınızda kırılma yok ama beyazlaşma varsa bunun sebebi kalsiyum eksikliğidir. Yine multivitamin ya da kalsiyum ile D vitamini destek ürünleri, beraberinde bolca süt, süt ürünleri ve her gün 10 – 15 tane fındık, badem yenilmesi de uzman önerileri içinde yer almaktadır.

Son olarak tırnak renginden kısaca bahsetmek gerekirse; tırnak rengi de bir sağlık göstergesidir. Vücuttaki eksikliklerin yanı sıra nikotin, kötü ojeler, kötü asetonlar da tırnakların sararmasına neden olur. Bunun için ikiye bölünmüş bir limonu sararan tırnaklara sürdükten sonra oksijenli suyla ıslatılan pamukla ovulması yine uzman önerilerindendir.

Boabab meyvesi kalsiyum deposu

Afrika’nın sıcak bölgelerinde yetişen Boabab ağacının meyvesi, hem görünümüyle hem de adıyla ilgi çekiyor.


Halk arasında “maymun ekmeği" denilen bu meyvede bir insanın günlük ihtiyacını karşılayabilecek kadar C vitamini ve sütten 2 kat fazla kalsiyum bulunuyor. Bu yüzden de Afrika’da birçok bölgede bebekler için anne sütü eksikliğine karşı alternatif olarak kullanılıyor.

Ömer Çelakıl Detoks diyeti tarifi,yapımı Dr ömer Detoks

Dr. Ömer Çelakıl’ın “Hayatın şifreleri” programında mucizevi yeni üç günlük detoks diyetinin listesini verdi… 
1. GÜN
Sabah
Meyve salatası (5 adet çilek, 4-5 adet kiraz, 1 küçük muz, 1 yemek kaşığı tuzsuz bademi karıştırın)
1 su bardağı yağsız yoğurt
3 yemek kaşığı kahvaltı gevreği
Ara 3 kayısı
Öğle
Mevsim salatası (soya filizi, domates, salatalık, turp, haşlanmış patates ve kıvırcık marul, yeşil biber ile yapılmış. Sosu için: 1/2 yemek kaşığı zeytin yağı, 1/2 limon suyu, sarmısak ve pul biber)
3 köfte kadar ızgara tavuk eti
1 su bardağı yağsız ayran
Ara Limon suyu ile kereviz ve salatalık 1 orta boy şeftali
Akşam
Sebze çorbası (2 havuç, 1 patates, 1 parça brokoli, 3 yeşil soğanı az suda haşlayın. İçine baharatlar koyabilirsiniz. Sıcak veya soğuk içilebilir.)
2 yemek kaşığı pirinç pilavı
Mevsim salatası (1 tatlı kaşığı zeytinyağlı)
Ara Meyve salatası (kivi, kırmızı üzüm ve portakal ile yapılmış, nane ile süslenmiş)
2.GÜN
Sabah
Meyve kokteyli (1-2 büyük portakalın suyu, elma suyu ve kivi suyunu karıştırın)
1 ince dilim yağsız beyaz peynir
4-5 adet zeytin
Çiğ sebze (domates, salatalık vb., 1 tatlı kaşığı yağ eklenebilir)
Ara 1 elma, 1 armut
Öğle
Salata (kıvırcık marul, 1/2 adet kırmızı biber, 2 adet yeşil soğan, 1 diş sarmısak, pul biber, salatalık, Domates ve havucu karıştırın ve üzerine limon suyu ile 1/2 yemek kaşığı zeytinyağı ekleyin)
1 büyük ızgara balık
Ara 1 adet greyfurt
Akşam
Karışık sebze (kabak, havuç, kerevizi buharda haşlayarak tat vermesi için kimyon, sarmısak ve 1/2 yemek kaşığı zeytinyağı ilave edin)
4 yemek kaşığı kepekli makarna
Ara 1 ince dilim kavun
3.GÜN
Sabah
Meyve salatası (2 küçük muz ve kuru meyve parçacıkları)
1 su bardağı yağsız süt
3 yemek kaşığı kahvaltı gevreği
Ara Büyük bir dilim kavun
Öğle
Patates salatası (haşlanmış patates, havuç, yeşil soğan, maydonoz, turp ve zeytin ile yapılmış. Sos için: Limon suyu, 1/2 yemek kaşığı zeytin yağı ve pul biber)
1 su bardağı yağsız yoğurt
Ara 1 su bardağı kiraz (dilenirse limon suyuna konabilir) * 4 adet diyet kepekli bisküvi
Akşam
Domates çorbası (6 adet büyük domatesi blenderize edin, içine 1/4 limonun suyu, kekik veya nane katıp sıcak veya soğuk olarak için. Sos için: zeytinyağı, sarmısak, pul biber)
3 köfte kadar ızgara tavuk eti
Mevsim salatası (1 tatlı kaşığı yağ konabilir)
Ara 1 küçük boy elma * 4-5 adet badem

24 Nisan 2011 Pazar

Zahter bitkisi ,Zahter nedir?faydaları,nerede kullanılır?

Zahter nasıl bir bitkidir?nasıl kullanılır?yararları

Zahter Nedir? : Pembe renkli çiçekler açan, 50 cm boylarında bir bitkidir. Kara kekik ya da dağ kekiği olarak da bilinir. Uçucu yağ ve tanen içerir.


Zahterin Faydaları ve Tıbbi Etkileri: İştah açar ve hazmı kolaylaştırır. Kalp çarpıntısını giderir ve sinirleri kuvvetlendirir. Bağırsak, böbrek ve mesane şikayetlerinde faydalıdır. Uyarıcı ve bedeni kuvvetlendiricidir. Mikrop öldürücüdür. Yaraların iyileşmesine yardımcı olur. Mantar şikayetlerine karşı da faydalıdır. İdrar söktürür.


Zahter Nasıl Kullanılır? Bitki çiçekleriyle birlikte toplanıp kurutulduktan sonra toz haline getirilir ve çay ya da kahve olarak tüketilebilir. Baharat olarak da kullanılmaktadır. Ayrıca, haricen yaraların üzerine mikrop öldürücü olarak sürülebilir. Hamilelikte ve guatr şikayeti olanlarda kullanımı tavsiye edilmemektedir.

Anne sütünü arttıran yiycekler,Anne sütünü arttıran besinler

Yenidoğanın tek besini anne sütü onu yeteri kadar beslemek için beslenmenize dikkat etmeli ve anne sütünü arttıran besinleri tüketmeye özen göstermelisiniz

Annelerin sütlerini artırmak için tahin helvası, dut, beyaz üzüm ve incir tüketip bol su içmeleri gerekir.


İncir, anne sütü artmasını sağlar. Kış dönemlerine girerken vücudun direncini artırıp rahatsızlıklara karşı yüksek oranda direnç savunma sağlar.


Beyaz dut / dut kurusu, anne sütü artırır. Kansızlığa iyi gelirken aynı zamanda vücudunuzu kuvvetlendirir. Oral bölgeler, bademcik iltihabı, boğaz iltihabı, diş eti rahatsızlıkları, soğuk algınlığı ve öksürük gibi hastalıklar için çok faydalıdır. Ateş düşürücü etkiye sahiptir. Karaciğer için gerekli kuvveti sağlar. Sindirim sistemi ve boşaltım sistemi için faydalıdır. Hazmı kolaylaştırıcı etkisi vardır.


Beyaz üzüm, Yeni anneler için süt artıran özelliktedir. Kalp damar hastalıkları için etkilidir ve daha önce kalp damar rahatsızlığı geçirenler için çok faydalıdır. Ritim bozukluğu için önerilir ve ritim bozukluğu rahatsızlığını önler.


Tahin helvası, anne sütü artmasını sağlar. balgam söker, saç dökülmesi sorununu ortadan kaldırır, sedef hastalığı, egzama gibi rahatsızlıklara iyi gelir. Balık yediğiniz öğünlerde tükettiğiniz zaman rahatlatıcı etki gösterir.


Dereotu, anne sütü artırmak için tüketmeliniz gereken şifalı bitkiler grubundadır.

Gerçek yaban mersini nasıl olur?Yaban mersini ile ayı üzümü arasındaki fark

Birçok kişi yaban mersini ile ayı üzümünü karıştırıyor ve sonuç şifa bulmak isterken sağlığınızı kaybedebiliyorsunuz.İşte gerçek yaban mersini ve ayı üzümü resimleri
Yaban Mersini
Ayı Üzümü



Bir çok hastalığın tedavisi için bitkisel ürünlere olan talep giderek artıyor. Bunu istismar eden bazı kimseler sahte ürünler satarak, halkın sağlığı ile oynuyorlar.


Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu birçok kişinin de şifalı bitkileri bilinçsiz olarak satın aldıklarını belirtti.


Prof. Dr. Saraçoğlu, son zamanlarda “yaban mersini” bitkisinin satışı sırasında insanların aldatıldığını, “Yaban mersini diye insanlara başka bitki satıldığını belirtti.


Gerçek yaban mersini meyvesi buruk bir tada sahiptir. Bugün insanlar şişkinlikten bahsediyorlar. Yaban mersini meyvesinden bir avuç tüketilirse ne şişkinlik ne de gaz problemi kalır. Ancak insanlara yaban mersini diye, yabani ayı üzümünü tanıttılar.


Ayrıca bunu satarken şeker hastalarına iyi geliyor diyerek reklamını yapmaktalar. Yabani ayı üzümünün yaban mersini ile uzaktan yakından alakası yoktur ve bol şekerlidir. Şeker hastalığına da kesinlikle iyi gelmez, tam tersi olarak şeker hastalarına zararlıdır.

Alzheimer aşısı çıktı mı?Alzheimer aşısı ne zaman çıkacak,işe yarıyor mu?

Alzheimer aşısı nedir?kimlere yapılır?
Alzheimer hastalığına karşı aşı geliştiriliyor. Aşının “hastalığın kesin tedavisi bulunduğu anlamına gelmediğine” dikkat çeken uzmanlar, “Buna rağmen aşı, hastalıkla mücadelede çığır açacak bir gelişme” diye konuştular. İngiltere’de Southampton Üniversitesi Hafıza Değerlendirme ve Araştırma Enstitüsü’nden Dr. David Wilkinson, 1990’lardan beri aşı çalışmalarında yer aldığını belirterek “Eğer hastalığın erken safhalarında yapılırsa önemli ölçüde düzelme sağlayabilir, beyinde oluşacak zararı durdurabilir” diye konuştu. Dünyanın en büyük ilaç şirketleri Pfizer, Johnson & Johnson ve Elan Corporation’ın üzerinde çalıştığı Alzheimer aşısı, test sürecinde son aşamaya gelen iki Alzheimer aşısından biri.




10 BİN KİŞİDE DENENDİ
Dünyada 10 bin kişi üzerinde denenen aşının güvenlik kriterlerine uyduğu ve etkili olduğu saptandı. Aşının önümüzdeki yılın sonunda piyasaya sürülmesi için onay verilmesi bekleniyor.

Vücut için enerji maskesi,Vücut için canlandırıcı maske tarifi.Tarçın maskesi

Tarçın maskesi tarifi,enerji maskesi yapımı
Eşit miktarda anason, tarçın, portakal, avokado, zambak ve susam yağını karıştırın. Her banyodan sonra, bu karışımı temiz vücudunuza iyice ovarak yayın. Her gün yararlanabileceğiniz formül, özellikle sabah duş aldıktan sonra uyguladığınızda son derece etkili olacaktır. Bu çok özel karışım, enerjinizin artmasını sağlayacak ve sizi gün boyunca zinde kılacaktır.

Yüzdeki kızarıkllıklar için doğal maske tarifi,Lavanta maskesi tarifi,yapımı


Yüz hassasiyeti ve yüz kızarıklığı için lavanta maskesi,Lavanta maskesi faydaları
300 gram sütü ısıtın. İçine üç damla lavanta yağı damlatın. Ilınınca, hazırladığınız lavantalı sütün içine bir dilim buğday ekmeği batırın ve bu ekmeği cildinize yayın. Ardından cildinizin üzerine bir kâğıt yayın ve 20 dakika bu şekilde kalın. Bu formülü her ihtiyaç duyduğunuzda uygulayabilirsiniz. Cildiniz sakinleşecek, soğuğun yol açtığı kızarıklıklar geçecektir. Soğuğun cildinizi kurutması ihtimaline karşı ise düzenli olarak nemlendirici krem kullanmalısınız.

Ballı enginar tarifi,yapımı ,yapılışıKaraciğere faydaları

Ballı enginar karaciğere iyi geliyor mu?faydalı mı?Ballı enginar faydaları
Lifli gıdalar tüketmeye özen gösterin. Ayrıca altı adet limonu kabuklarıyla birlikte yıkayıp dörde bölün ve blender’a atın. Dört adet çiğ enginarı da dörde bölün. Bunları karıştırıp macun haline getirin. İçine iki kilo bal ve 500 gram ceviz ilave edin. Bu karışımı cam bir kavanozun içinde, soğuk bir yerde muhafaza edin. Karışımdan her gece yatmadan bir saat önce, bir çorba kaşığı yiyin.

Cilteki fazla yağı alma,Yağlı cilt temizliği,maden suyu ile cilt temizliği

Yağlı ciltlerin en büyük sorunu cilt yağlanması ile cilt parlaması ve kötü bir görünüm bu durumun önüne geçebilirsiniz.
Bir limonu dörde bölüp, bir şişe maden suyuyla birlikte blender'dan geçirin. Bu karışıma bir çay kaşığı biberiye yağı ekleyin. Cildinizi her akşam yatmadan önce bu karışımla silin. Kullanmadığınız zamanlarda karışımı buzdolabında saklayın. Dört günde bir tazesini hazırlayın.

23 Nisan 2011 Cumartesi

Ağız Acılığı nedir? neden olur?tedavisi

Ağız acılığı birçok sebebe bağlı olabilir.Ağızda acılık hissinin birden çok nedeni olabilir. Örneğin; Kullandığınız ilaçlar, özelikle antikolinerjik etkili olan ilaçlar kullanıyorsanız


Reflü hastalığınız varsa


Üst solunum yolu enfeksiyonlarınızda sorun varsa


Uyurken ağzınız açık halde uyursanız


Horluyorsanız


Sjögren sendromunuz varsa, ağzınızda acı bir tat olabilir


Bu sebeple kullandığınız ilaçların antikolinerjik etkileri olup olmadığınız kontrol edin, reflü hastalığınız var mı yok mu öğrenmek için doktor muayenesine başvurun, üst solunum yollarınızda enfeksiyon olup olmadığını öğrenin, karaciğer testlerinizi yaptırmayı ihmal etmeyin.

Miyokard İnfarktüsü Kalp Krizi nedir?tedavisi nedenleri

Miyokard İnfarktüsü Kalp Krizi ile ilgili detaylı bilgi,nedir?tedavisi
Kalbi besleyen damarların kan akımının çeşitli nedenlerle ani azalmasına veya kesilmesine bağlı olarak gelişen ve o damarın beslediği kalp kasında çeşitli derecede hücre ölümü ile sonuçlanan ve kalp krizi olarak bilinen bir hastalıktır. Hastaların kalp krizinden kaybedilmelerinin önlenmesi, olayın ilk anından itibaren en kısa zamanda hastaneye ulaşmasına bağlıdır.


Göğüs ağrısının başlangıcından sonraki ilk saatlerde ve hastaneye giderken yolda uygulanan acil yaklaşımlar, kalp hücrelerinin ölümünü sınırlamada ve hastanın hastaneden çıkma şansını artırmada yardımcı olabilir. Hastaneden taburcu olduktan sonra, hastanın yaşam sansı kalbin fonksiyon bozukluğuna, kalp ritmine ve kişisel risk faktörlerine bağlıdır. Risk faktörsüz hastaların hemen hepsi infarktüs sonrası ilk yılı atlatırlar. Riski çok olan hastaların yarısından azı aynı süreyi komplikasyonsuz atlatır.


Akut miyokard infarktüslü hastaların yaşatılmasında önemli etkenler şöyle sıralanabilir.


Hastaların hastaneye ulaştırılması


Hastanede yapılması gerekenler


Koroner bakım ünitesinde tedavi


Koroner bakım ünitesinden taburcu olduktan sonra yapılanlar.


HASTALARIN HASTANEYE ULAŞTIRILMASI


20 yıl önce hastane dışında kalp krizinden olan ölümlerin 2/3’ü krizin başlangıcından birkaç dakika içinde olmuştur. Bu nedenle, 1966 yılında Belfast’ta bir ambulans, hareketli koroner bakım ünitesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Böylece tam teşekküllü bir ambulansın hastalara kısa zamanda ulaşabileceği, acil bakım ünitelerine ulaşma sürelerini azalttığı ve daha önceden hastaneye ulaşamadan ölen hastaların hayata döndürülmelerinde başarılı sonuç alındığı anlaşılmıştır. Seattle, Columbus, Ohio’da da bu üniteler oluşturulmuştur. Araştırmalar bu ünitelerin, hastaneye ***ürülürken oluşan ölüm oranını %22’den, %9’a kadar düşürebildiğini göstermiştir. Hastaların ani kalp ölüm tehlikelerinden korunması ve düzeltilmesi, canlandırma işlemlerinin çabukluğuna bağlıdır. Tehlikede olan kalbin kurtarılması için üç tip gecikme minimuma indirilmelidir.


1- Hasta ve Yakınları Tarafından Yardım Çağırılmasında Gecikme


Kalp krizi bulgularının başlamasından telefonla ambulans istenmesine kadar geçen zaman önemli ölçüde azaltılmalıdır. Hasta şoka girmeden veya infarktüs şüphesi olur olmaz acil servisin hemen istenmesi, hastanın durumunun iyiye gitmesinde önemli bir etkendir.




Periyodik cheek-up’lar, doktorun hastaları tanımasını ve hipertansiyonlu, sigara içen, lipid seviyeleri yüksek, aile hikayesi olan, risk faktörülü hastaları teşhis etmesini sağlar. Bununla beraber, akut kalp krizi koroner arter hastalarının ilk klinik belirtisi olabilir.




Halka yönelik kampanyalar bütün popülasyonun, özellikle duyarlı popülasyonun akut kalp krizi ve onun risk faktörleri hakkında bilgi sahibi olmasına yardımcı olur. Bu kampanyalar, çabuk tıbbi yardımın yararlarını (Koruma-tedavi) da gösterebilir.




2- Ambulanstaki Sağlık Personelinin Acil Telefona Cevabının Gecikmesi




Telefonla yardım istenmesinden ambulansın hastaneye gitmesine kadar olan zaman mümkün olduğunca kısaltılmalıdır. Lowa Üniversitesinde yapılan bir çalışma 30 sn. içinde telefona cevap verilmesi gerektiğini göstermiştir. Lowa’daki bazı çalışmalarda, zamanın uzatılması ciddi sonuçlar doğurmuştur.


3- Hastanın Hastaneye Getirilmesindeki Gecikme




Hastanın tam teşekküllü bir hastanenin acil bölümüne getirilme süresi mümkün oldukça kısaltılmalıdır. Bütün amaç hastanın en iyi tedavi edileceği yere ölmeden ulaştırabilmektir.




HAREKETLİ AMBULANSLARIN AMACI


Bir çok yerde ambulanslar hareketli koroner bakım üniteleri olarak kullanılmasına rağmen helikopterler de bu iş için kullanılmaktadır. Helikopterlerle taşıma, ekseri, ambulanslarla gerçek acil servise ihtiyaç duyan hastalardan çok, 12 saatlik bir gecikmeyi tolere edebilecek hastalar için saklanmaktadır. Hareketli koroner bakım ünitelerinin çok iyi çalışan radyokominikasyon sistemleri vardır. Monitör, defibrilatör, direkt yazan EKG aletleri, O2, endotrakeal tüpler ve acil ilaçları bulunur. Telemetri sistemleri EKG çizimlerini hastane, diğer merkezlere gönderebilir ve buradaki personel de ambulanstaki sağlık personeline yön verebilir.


Hareketli koroner bakımın amacı; yaşam oranını arttırmak beyin harabiyetlerini en aza indirmek, kalp krizinin yayılmasını önlemek, kalp ritm bozukluklarını kontrol altına almak ve diğer komplikasyonları hastaneye giderken önlemektir. Kalp krizinden şüphelenildiği anda halkın hemen yardım etmesini arttırmak ve halkı bu konuda bilinçlendirmek için halk kampanyaları şarttır.


HASTANEDE YAPILMASI GEREKENLER




Kalp krizi şüphesi ile gelen bütün hastalar koroner bakım ünitesine alınarak monitörize edilmeli, acil tedaviye başlanmalıdır.


Kalp krizi geçiren hastaların modern tedavisinde yaklaşım:




Semptomların kontrolü


Krizin birkaç saati içinde daha fazla kalp hücresi zedelendirmenin sınırlandırılması ve ölümlerin azaltılması


Tekrar kriz riskinin ve/veya kalp krizi sonrası ölümlerin azaltılması.


Hastaların yüksek veya düşük risk gruplarına ayrılması bu tedavi yaklaşımını kolaylaştırır.


Semptomların kontrolü, ağrı ve sıkıntının azaltılması, uygun oksijenasyon, hayat tehdit edici kalp ritm bozukluklarının önlenmesi ile sağlanır.


Göğüs ağrısının giderilmesi; sadece hastayı rahatlatmaz. Aynı zamanda ağrısının sebep olduğu aşırı sempatik aktivitenin kalp damar sisteminde meydana getirdiği etkileri (kan basıncı artışı, kalp hızı artışı, kalp kasılmasında artma ****bolik etkileride azaltma).


Oksijenasyon:


İlk 3 gün veya 4 gün içinde uygulanmalıdır. %100 O2 dk. 2-4 lt. verilmelidir. Kalp krizi geçiren hastaların çoğunda oksijene ihtiyaç duymaktadır.


İlaç Tedavisi:


Koroner bakım servislerine müracaat eden kalp krizi gerçiren hastaların %5 ile %10’unda kalp ritm bozukluğu meydana gelir ve ani ölümlerin başlıca nedenleridir. Bu ritm bozukluklarının önlenmesi ve tedavisi ana hedeflerdendir. Ayrıca kalbin kanlanmasını artırıcı ve pıhtıyı eritmeye yönelik ilaç tedavileri uygulanmaktadır.


Trombolitik Tedavi:


İnfarktüsün ilk saatleri içinde daha fazla kalp dokusunun zedelenmesini önlemek amacı ile yapılan pıhtı eritici tedavidir. Tüm kalp ataklarının %80’inden fazlasında ve miyokard infarktüsünde koroner kan akımının azaltılmasından koroner damar içindeki pıhtı sorumludur. Hemen pıhtı eritilebilirse kalp hasarı azaltılabilir. Ölüm oranıda buna paralel olarak düşer.


Koroner Bakım Ünitesinde Kalma Süresi:


Geçen bir yıl boyunca kalp krizi geçiren hastaların hastane ve koroner bakım ünitesinde kalma süreleri gidererek kısalmıştır. İyi seyirli kalp krizi geçiren hasta sıklıkla hastanede 2. gün yatak dışına çıkar ve sandalyede oturabilir. Ekseriya 48-72 saat sonra ara bakım ünitesine nakledilir. Koroner bakım ünitesine alındıktan sonra erken saatler içinde hastaya kalbin pompalama fonksiyonu ekokardiografi yapılarak hastanın prognozu tayin edilebilir ve ilaçla tedavinin programı belirlenir.


HASTANE SONRASI TAKİP


ABD’de kalp krizi geçiren hastaların %10’u hastaneden çıktıktan 1 yıl sonra ölürler. Bu oran kardiyak problemler için risk faktörü olmayanlarda %3, çok risk faktörlü hastalarda ise %30 olarak bulunmuştur. Bu risk faktörlerinin bilinmesi uzun süreli tedavinin planlanmasında önemlidir.




Risk-faktör değişikliği:


Risk faktörlerinin değiştirilmesi infarktüslü hastalarda uzun süreli prognozu düzeltebilir. Doktor ve hasta, hepsi değiştirilebilen faktörler olan sigara içme, hipertansiyon ve hiperkolesterolemiye dikkat etmelidir.


Sigara İçme:


İnfarktüsten sonra sigara içimini kesen hastalarda infarktüsün tekrarlanması ve ölüm riskinin az olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle, bu faktörün önemi hastaya vurgulanmalı sigaranın bırakılması ısrarla vurgulanmalıdır.


Hipertansiyon:


İnfarktüsten sonraki dönemde kan basıncı dikkatle izlenmelidir. Tedaviye ihtiyaç duyan hastalarda, kan basıncı dikkatlice düşürülmelidir.


Hiperkolesterolemi:


Günümüzde kolesterol iyi bilinen ve damar sertliğinin gelişmesinde önemli risk faktörüdür. İnfarktüs geçiren hastalarda total kan kolesterolu 200 mg/dl , LDL-K 100 mg/dl’nin altında olmalıdır.

Miyokard İnfarktüsü Kimlerde görülür?Neden olur,Risk Grubu

Damar sertliğinin ve koroner kalp hastalığının oluşumu için günümüzde kabul edilen önemli risk faktörleri şunlardır:


1. Yaş (erkeklerde 45, kadınlarda 55 yaşın üzeri veya erken menopoz)


2. Aile öyküsü (birinci derece akrabalardan erkekte 55, kadında 65 yaşından önce


koroner arter hastalığı bulunması)


3. Sigara içiyor olmak


4. Hipertansiyon (kan basıncı >140/90 mmHg veya antihipertansif tedavi görüyor


olmak)


5. Hiperkolesterolemi (total kolesterolün 200 mg/dl, LDL-kolesterolün 130 mg/dl’den yüksek olması)


6. Düşük HDL kolesterol değeri (40 mg/dl’den düşük olması)


7. Diabetes mellitus (Şeker hastalığı): Diyabet bir risk faktörü olmanın yanısıra, koroner


kalp hastalığı varlığına eşdeğer bir risk taşıdığından risk değerlendirmesinde


ayrı bir yeri vardır.


8. HDL kolesterolün 60 mg/dl üzerinde olması hastalık riskini azaltmakta ve risk


hesaplamalarında bir risk faktörünün düşülmesini sağlamaktadır.

Talyum nedir?Miyokard perfüzyon Sintigrafi nedir?tedavisi,talyum testi nasıl yapılır?

Miyokard perfüzyon sintigrafileri (Talyum) nedir nasıl yapılır ?
Miyokard perfüzyon sintigrafisi, bir nükleer tıp tetkiki olup risk altındaki damarların belirlenmesi yoluyla tetkik ve tedavileri doğru şekilde kararlaştırmamızı sağlar. Bu tetkikte amaç; koldan verilen talyum-201 veya Teknesyum maddelerinin kalbin koroner arterleri yoluyla kalp kasında dağılıp dağılmadığının belirlenmesidir. Bunu özel termal kameralarla da sıcak-soğuk alanlar şeklinde görüntüler. Çekim sırasında, egzersiz stres (yani kişiye “hareketler yaptırıldıktan sonra), farmakolojik stres (efor yapamayanlar için ise ilaçla başlatılan stres) ve istirahat döneminde alınan görüntülerle değerlendirme yapılır. Kalbin herhangi bir bölgesinde koroner damarlarda önemli daralmanın olduğunu ve buraya yapılacak yeniden kanlandırmanın (Balonla açma veya bypass ile yeni damar takma) faydalı olacağını belirlemeye yarar. Kalpte kan dağılımının tam olduğu alanlar ise normal olarak rapor edilir.


Talyum testine nasıl hazırlanılıyor ?
* Testten 12 saat önce kafein içeren hiçbir şey yiyip içilmez (çay, kahve, kola, çikolata… vb.).
* Testten en az 4 saat önceye kadar hiçbir şey yenmez. Fakat hastada şeker hastalığı varsa ve bunun için ilaç kullanıyorsa normal olarak yemeğe devam edebilir.
* Testten 3 saat önceye kadar sigara içilmesi yasaktır.
* Hasta istediğiniz zaman su içebilir.
* Koşu bandında rahat yürüyebilmek için yanınızda rahat bir ayakkabı ve rahat kıyafetler getirmeniz gerekir.


Test sırasında neler olur ?
* Test sırasında doktor hastadan koşu bandında yürümesini ister. Eğer hastanın yürümesine engel bir durum varsa, doktor yürümesini istemeden damar yolundan bir ilaç uygular.
* Kalp ritminiz ve kan basıncınız gözlenir.
* Radyoaktif madde damar yolundan enjekte edilir.
* Yürüme bandındaki işlem bittikten sonra kalp görüntülerini almak için hastanın özel kameraları olan bir masaya uzanması istenir.
* Masadayken hasta konuşmamalı ve hiç hareket etmemelidir.
* Alman bu ilk görüntülerden 2-3 saat son
ra ikinci görüntülerin alınması için gelmek üzere hasta laboratuarı terk edebilir, ikinci görüntülerin alınması işlemi, koşu bandında yürümeyi gerektirmez.


Enjekte edilen radyoaktif madde güvenli midir ?
* Hastanın yediği yemekler, ikinci görüntüleri etkileyeceğinden laboratuar görevlisinin talimatına uyması gerekir.
Bu maddelerin herhangi bir yan etkisine rastlanmamıştır. Alınan radyasyon dozu normal bir akciğer grafiği çektirmekten daha fazla değildir.


Hasta testin sonucunu ne zaman alır ?
Testin sonuçları bir sonraki hafta verilir.

21 Nisan 2011 Perşembe

Bel ağrısı için kesin çözüm yolları,Bel ağrısı nedenleri,bel ağrısı tedavisi

Bel ağrısı için çareler,Bel ağrısı neden olur?bel ağrısı belirtileri,tedavisi
BEL AĞRILARINDA KALICI ÇÖZÜM YOLLARI
Ağrı, insanın var oluşundan başlar. Binlerce yıl ağrının nedeninin bulunması ve başarılı bir şeklide tedavisi hekimlerin en büyük uğraşısı olmuştur. 


Bel ağrıları modern toplumların her geçen gün büyüyen önemli sorunlarından biridir. Gelişen teknolojiye uygun olarak hareketsizleşme, kötü beslenme ve her türlü kirlilik, bel ağrılarıyla daha sık karşılaşmamıza neden olmaktadır. ABD’de bel ağrısına harcanan yıllık tutar 50 milyon dolardır. En etkili tedavi, birçok hastada ameliyat dışı yöntemlerdir.
Toplumun yüzde 80’inin yaşamının herhangi bir döneminde bel ağrısından yakındıkları bilinmektedir. Bel ağrısı hastalık değil bir semptomdur.
BEL AĞRISI NEDENLERİ
1 - Kemik yapılara bağlı bel ağrıları
Konjenial (doğumsal ) anomalilere bağlı bel ağrıları:
Spina bifida, sakralizasyon, lumbalizasyon, blok vertebra vb…
Dejenerasyona (yıpranmaya) bağlı bel ağrıları: 
Osteoartrit, spondilozis, dejenaratif disk hastalığı, omurga kanalı darlığı

Inflamatuar hastalıklara bağlı bel ağrıları:
Ankilozan spondilit, romatoid artrit vb.

Metabolik ve endokrin nedenlere bağlı bel ağrıları: 
Osteoporoz (kemik erimesi), osteopeni (kemik zayıflaması), gut hastalığı, hiperparatiroid, radyasyon
Tümöral olaylar:
 
  Selim (iyi niyetli)
  Malign (kötü niyetli)
  Metastatik (kanserin yayılımına bağlı)
infeksiyöz orjinli bel ağrıları
 
  bakteriyel
  tüberküloz
  malta humması
  mantar
  parazitik
2 - Yumuşak dokulara bağlı bel ağrıları
Zorlamalar, gerilmeler, spazmlar
İnfeksiyon hastalıklarından sonra
Pastürel deformiteler: düz tabanlık, skolyoz, artmış veya azalmış bel kavsi, bacaklarda kısalık farkı, gebelir.
Fibromiyalgi
Psikojenik veya çevresel faktörlere bağlı bel ağrıları
Sinir ve damarsal patolojilere bağlı bel ağrıları
3 - Yansıyan ağrılar
Ülser, pankreas iltihabı, taşlı safra kesesi iltihabı
Aort damarı genişlemesi
İdrar yollarındaki taşlar, iltihaplar
Prostat ve mesane sorunları
Rahim haslalıkları
Kenserin uzak etkisi
   
BEL AĞRILARINDA NASIL TANI KONUR?
Muayene
Laboratuar
EMG
Bilgisayarlı Tomografi
MR (Manyetik Rezonans)
Direkt grafi
   
Hangi durumlarda doktora başvurmalıyız?
Anı ve şiddetli ağrı
Bacaklarda uyuşukluk
Ayağı sürüyerek yürüme
İdrar çıkışında zorluk
Geceleri ağrı ( uykudan uyandıran)
Belde ve karında ağrı
2-3 haftadan uzun süren ağrı
Çocuklarda bel ağrısı

TEDAVİ
İstirahat, hasta eğitimi, fizik tedavi modaliteleri, ilaç tedavisi, korseler, bel enjeksiyonları, kaplıca tedavileri, aromatirapi ve cerrahi tedavi ana başlıklardır. İstirahat, tedavide ilk basamaktır. Gündelik hayatımızda oturma, ayakta durma, eğilme ve yük kaldırma gibi basit hareketlerde bile bazı kurallara uyulmaması halinde yapımlaş tüm tedaviler ve egzersizlerin hiçbiri bazen bel problemli hastayı kurtaramaz. Koruyucu rehabilitasyon prensipleri, bel egzersileri, bel okulu gibi isimlerden en çok tutulan sonuncusudur.
Hedefler şöyle özetlenebilir:
kişide dik düzgün bir postürün bulunması
bel omurga çevresi kas ve yumuşak dokuların esnekliğinin sağlanması
belin biomekaniği ile ilgili kasların güçlendirilmesi, gerekiyorsa desteklenmesi
günlük yaşam hareketlerinin nasıl yapılacağının belirlenmesi
Fizik Tedavi: soğuk uygulama, sıcak nemli paketler, infraruj, ultrason, lazer, elektroterapi, traksiyon masası, kompeks, iyontoforez gibi yöntemlerin dışında egzersizler-masaj ana öğelerdir. Bazı hastalar erken dönemde cevap verirken, bazı hastalar tedavinin tamamlanmasından sonra iyileşme belirtileri gösterebilir. Fizik tedavi sırasında istirahata ve hava akımına özellikle dikkat edilmelidir.
İlaç tedavisi: Ağrı kesiciler, kas gevşeticiler, enflamasyon önleyiciler başta gelirler. Yan etkileri göz önünde tutulmalı v eanlaşılmalıdır. Uygulanım yollarına hastayla doktor birlikte karar vermelidir. Glukosamine kondroitin MSM içeren doğal ürünler tüm artroz-artritlerde olduğu gibi belin aynı rahatsızlıklarında tercih edilebilir. 


Bel enjeksiyonları: Ucuz olmasına rağmen, geç dönem kötü sonuçları ve yen etkileri nedeniyle artık “kortizon enjeksiyonları” tercih edilmemektedir. Lokal anestezimler çok ağrılı durumlarda geçici olarak tercih edilebilir. Son zamanlarda arzneilich içeren enjeksiyonlar tamamen doğal olması nedeniyle hem lokal hem kalçadan enjeksiyon şeklinde tercih edilebilir. 


Korseler ; postür düzelticiler, pozisyon koruyucular, istirahat ettiriciler ve lokal ısıtıcılar başlıkları altında değerlendirilebilirler. Çok uzun süreler kullanmamak kaydıyla tedavide etkilidirler. Ayrıca araba – koltuk destek yastıkları ve ortopedik yataklar tedavide fayda sağlarlar. İyi bir ortopedik yatak, düz, normal sertlikte ve vücut kavislerine giren, dolduran yataklardır. 


Kaplıca tedavisinde, kullanılan suların sıcaklıkları 20 derecenin üzerinde olmalı, çözülmüş mineralleri litrede toplam bir gramın üzerinde içermeli, bazı elementleri veya gazları eşik değerinin üzerinde taşımalı ve kesin tedavi edici etkinliği kanıtlanmış olmalıdır. Süresi en az 3 hafta olmalıdır. Sabah 06-10 arası en uygun saatlerdir. 


Aromaterapi: Karabiber, zencefil, buhur, biberiye lavanta veya güveyotu’dan 3’er damla, 10 ml karıştırıcı yağla karıştırılır ve masaj yapılır. Gebelerde uygulanmaz.
Fitoterapi: Hamileler doktora danışmadan bu bitkileri kullanmamalıdır. Atkuyruğu, atkestanesi kaynatılıp suyu içilerek, ağaç kabuğu ve kediotu da sıcak veya soğuk kompresle uygulanabilir. Nergis ve sarı kantaron da kullanılır. 


Bu tedavi yöntemleri içinde en önemli ve etkili olanlardan biri, bele uygulanan lokal enjeksiyonlardır. 
Dikkat edilmesi gereken hususlar:
hastalık akut mu, kronik midir?
hastalık hangi dokuya aittir?
enjeksiyon için hangi ilaç seçilecektir ve bu ilacın bileşimi nedir?
enjeksiyonun dozu nedir?
hastanın alerjisi var mıdır?
Bel ağrılarında manuel tıp 
Herhangi bir nedenle bloke olan bir eklemin kesin bir tanı konma şartıyla, elle yapılan belirli bir müdahale ve manevra ile tekrar serbestliğini kazanması ve buna bağlı olarak gerek ağrı, gerekse birlikte olan diğer bulguların çoğunlukla hızla iyileşmesi esasına dayanır. Etkinliği ile ilgili literatürde birbirine ters bulguların oluşu, etkinliği konusunda kesin karar vermeyi önlemektedir.
Uygulanamayacak durumlar:
uygulayıcının yetersizliği
kanserler
enfeksiyonlar, romatizmal hastalıklar
kırık,çıkıklar
osteoporoz
fazla sayıda komşu sinir basıları
bel ağrıları ve akupunktur vücutta 3000 dolayında akupunktur noktası mevcuttur. Bunlar 12 meridyen üzerinde bulunurlar. Akupunktur tedavisi, bozulmuş olan denge ve uyumu yeniden oluşturmak amacıyla uygulanır. Birçok akupunktur noktası kasların motor noktalarıyla aynıdır. Ağrıyı azaltır, gerginliği geçirir. Lokal ısıyı yükseltir. Yan etkisi yoktur. Hijyen ve uzman eller dikkat edeceğimiz ögelerdir.
Bel ağrısı ve gerilim miyozit sendromu Tıbbi düşünce ve eğitim, geniş olarak mekanik ve yapısal bozukluklara oriente olmuştur. Hastalık veya sağlık üzerine duygusal durumun da etkili olabileceği son yıllara kadar dikkate alınmamıştır.
Bel ağrılı hastaların çoğunda gerilim, boyun, omur ve bel kas ve sinirlerini içine alan ağrılı bir fiziksel sürece yol açmaktadır. Gerilim, kasları besleyen damarları daraltır, sonuçta kan yoksulluğu ağrılı kas spazmına ve sinir ağrısına neden olur. En yaygın rastlanan durum tekrarlayan akut ataklar tarzında ağrıdır. Bu ataklar günler, haftalar hatta aylar boyunca sürebilir.

Tedavisi: 
Kişiye ağrılırının kaynağının psikolojik kökenli olduğunun söylenmesi hoşuna gitmeyecektir. Toplumda fiziksel problem çok normal karşılanırken, psikolojik problemle yüzleşmek çok daha zordur. 
GMS tedavisinde en önemli faktör, hastanın neyin olup bitiğinin farkına varması yani problem konusunda bilgilendirilmesidir.
Tedavi programı iki temel üzerine kurulmalıdır:
bilgilendirmenin ve hastalığın nedenleri konusunda bilgi sahibi olmanın gerekliliği
bilgilendirme yönünde hareket ederek beynin davranışını değiştirme uygun hasta-doktor işbirliği ile hastaların çoğu 2-6 hafta içerisinde şikayetlerinden kurtulabilir.
İlaç tedavisi: İki grup ilaç kullanılabilir. Ağrı kesiciler ve trankilizanlar. Genelde psikiyatrik yardım gerekir.
Ameliyata karar verilen hastalar için izlenecek cerrahi yöntemler 
Operasyon kriterlerine uyan olgu sayısı yüzde 1- 5 arasındadır.
kemonukleolizis: kanal içinde disk parçaları olmayan ve dejenerasyon gelişmemiş vakalarda uygulanabilir. Disk dokusu içine “kimopapain” enjeksiyonudur. Ameliyathane şartlarında lokal anestezi ile yapılır. Yüzde 30-40 olguda bulgularda düzelme olmaz. Artık pek tercih edilmeyen bir tedavi yöntemidir.
diskektomi: diskin yaygın yer değiştirmesiyle, sinir kökü basısı gelişen hastalarda uygulanır. Ameliyat dışı yöntemlere dirençli olgularda tercih edilir. Ameliyatta ölüm yüzde 1, sinir köklerinin zedelenme olasılığı yüzde 0,5’tir . “yeni operasyon gerekme” olasılığı daha fazladır.
perkutan intradiskal dekompresyon: siyatalgi (siyatik) sinir ağrısı, bel ağrısından daha ön planda olan olgularda bu tedavi tercih edilir. Disk aralığına girilir ve disk boşaltılır. Mikroskop altında gerçekleştirilen işlemlere mikro cerrahi yöntemle yapılan disk operasyonları denilmektedir. Bağlar kesilmez, kemik kaslara dikiş atılmasına gerek yoktur. Dolayısıyla daha faydalı sonuçlar verir.
Cerrahide gelecek; halen çalışmaların devam ettiği rekonstruktif disk cerrahisidir.
YANLIŞLAR 
Bel çekme: uzman kişilerce yapımalıdır. Her bel ağrıyanda uygulanumaz. Tıp eğitimi almamış kişilerin uygulamasıyla , telafisi olmayan sonlar karşımıza çıkabilir. 


Sert zeminde yatmak: yerde, tahta üstünde yatmak, spazmı daha çok arttırır. 


Bardakla, ütüyle yapılan lokal uğraşılar sizi sadece yakar ve iz bırakır. 


Alabalık veya kurşun suyu bağlamak, gevşeme dışında hiçbir sonuç vermez. 
Ayağından tavana asma: zarardan başka bir sonuç ortaya çıkmaz.
BELİNİZ İÇİN YAPMANIZ GEREKEN EGZERSİZLER
Bu hareketlerin her birini 20’şer kez yapmalı ve günde iki kez tekrarlamalısınız.
sırtüstü yatarak kollarınızı her iki yana uzatın. Dizlerinizi hafifçe kırın. Kollarınızı öne doğru uzatarak başınızı ve omzunuzu hafifçe kaldırın. Birkaç saniye bekledikten sonra tekrar sırtüstü uzanın.
yere sırtüstü uzanın. Dizlerinizi hafifçe bükün, ayaklarınızı açın. Ayak tabanı yere basar biçimde belinizi ve kalçanızı yavaşça yerden kaldırın karın ve kalça kaslarınızı kasarak birkaç saniye bu şekilde durduktan sonra gevşeyin.
yere sırtüstü uzanın. Sağ dizini ellerinizle tutarak göğsünüze doğru çekin. Bir süre tuttuktan sonra yavaşça bırakın. Daha sonra aynı hareketi sol diziniz ile tekrarlayın.
ellerinizin ve dizlerinizin üzerinde kedi duruşu pozisyonunda durun. Kalça ve karın kaslarınızı kasılı tutun. Sağ bacağınızı kendinize doğru çekili tutun, kafanızı öne uzatın. Kalça kaslarınızı kasarak bacağınızı yukarı doğru kaldırın. Daha sonra aynı hareketi sol bacağınız ile tekrarlayın.
Ellerinizin ve dizlerinizin üzerinde kedi duruşu pozisyonunda durun, kalça ve karın kaslarınızı kasılı tutun. Karnınızı içeri çekerek başınızı yukarı kaldırın, belinizi yavaşça aşağıya doğru çukurlaştırın. Hareketi birkaç defa tekrarlayın.
Dikkat: yukarıdaki hareketlerin amacı hekiminizin önerilerinin yerini almak değildir. Hekiminiz, hastalığınızla ilgili en fazla bilgiye sahip olan, aldığınız ilaçları bilen ve genel olarak sağlığınız hakkında bilgi sahibi olan kişidir. Egzersizlerle ilgili ya da genel olarak tedavinizle ilgili sorunuz olursa lütfen hekiminize danuşınız.
Op.Dr.Adnan BAGRIAÇIK

Kartal ağız ve diş sağlığı merkezi telefonu,randevu alma

Sancaktepe Diş Tedavi Ve Protez Merkezi telefon numarası,internetten randevu alma
Adres :

Barbaros Hayrettin Paşa Cad. Orta Mah. No: 66
Soğanlık-KARTAL / İSTANBUL P.K.:34888

T E L : 0.216.452.13.00 -0.216.452.13.01

RANDEVU TELEFONLARI 

Kartal Ağız Ve Diş Sağlığı Merkezi (216) 586 35 35 

Sancaktepe Diş Tedavi Ve Protez Merkezi (216) 586 36 36 

internet randevu için tıklayınız

Kastamonu Ağız ve diş sağlığı Merkezi hastanesi telefon no,randevu alma

Kastamonu Ağız ve diş sağlığı  Merkezi hastanesi telefonu,internetten randevu
Hastane Adresi: İnönü mah. yalçın cad. no:20
Telefon Numarası: 0 366 212 43 93

Kastamonu Ağız ve diş sağlığı online randevu için tıklayınız

Antalya Ağız Ve Diş Sağlığı Hastanesi telefonu,İnternetten randevu

Antalya Ağız Ve Diş Sağlığı Hastanesi telefon numarası,internetten randevu alma
Telefon : 0242.237 55 00
Fax : 242.237 54 40
Adres : 

Meltem Mahallesi Defterdarlık Bulvarı Defterdarlık Yanı.
Soğuksu/ANTALYA 

Antalya Ağız Ve Diş Sağlığı Hastanesi web randevu için --->Tıklayınız

Aort Yırtılması (Aort Diseksiyonu) belirlteri tedavisi



AORT YIRTILMASI ( DİSEKSİYONU)


AORTA DİSEKSİYONLARI
Aorta diseksiyonları nadir görülüp ölümle sonuçlanan bir hastalıktır. Aort diseksiyonu aortik intimada bir yırtık şeklinde başlar. Bu yırtık medial tabakanın intraluminal kan akımını zorlayıcı basıncına maruz kalarak zedelenmesi şeklinde kendini gösterir. Basınclı kan akımı hasarlı medial tabakayı penetre eder ve median laminer tabakayı ikiye ayırır. Böylece aortu disseke eder.


Persistan intraluminar basıncın zorlaması ile diseksiyon aortik duvarın uzunluğuna ilerler (tipik olarak anterograd). Fakat bazen de intimal yırtık yerinden retrograd olarak ilerler. Aortik duvarın disseke olmuş kanla dolu aralığı yalancı lümen halini alır. Buradaki güç intimal tabakada da daha ileride de yırtıklar yapabilir. Böylece ya kan akımı bir çıkış yolu bulur yada yine yalancı lumen şeklinde ilerler. Yalancı lümen kanla genişler ve böylece intimal kanat gerçek lümene doğru bır kavis çizer ve kalibreyi daraltır. Damarın şeklini değiştirir. Aortik diseksionun vazo-vazorumdaki rüptürü takiben intramural hematomla başladığı da desteklenmişti. Bu lokal hemoraji daha sonra sekonder olarak intimal tabakaya rüptüre olur. İntimal yırtık ve aortik diseksiyon yaratır. Otopsi serilerınde de %13 olarak tanımlanabilen intimal yırtık tespit edilmiştir. Bu bağımsız hemoraji diseksionun primer sebebidir.


İNSİDANS:
Yıllık milyonda 5.2'dir. koroner otopsilerin %1-2.5'de tespit edilmiştir. Vakaların %75'i 4-7. dekatlarda görülür.


ETYOLOJİ:
Medial dejenerasyon nontravmatik olarak medial kollagen ve elastinin bozulması ile karakterize olup aortik diseksiyona predispoze faktördür. Bu nedenle elastik ve müsküler tabakaların bütünlüğünü bozan her predispozisyon diseksiyona eğilim oluşturur. Kistik medial dejenerasyon konnektif dokunun ciddi herediter defektlerinden olup Marfan ve Ehler Dalmosta görülür. Medial dejenerasyonun derecesi özellıkle kalitatif ve kantitatif olarak yaşlanma derecesi ile yakından ilgili ve daha yüksektir.


1-Hipertansiyon: Aort diseksiyonu ile en sık arteriel hipertansiyon birlikte bulunur. (%75) Tip-B diseksionlarda en sıktır (%75). Hipertansiyonun yaşlanmış aortada dejeneratif değişiklikleri hızlandırdığı ve diseksiyona zemin hazırladığına ait deliller mevcuttur. Olayın ilerlemesını artırmada majör faktördür.
2-Heredite ve konnektif doku hastalıkları: Marfan sendromu tüm aortik diseksiyonların %6-9'unda görülür. Marfan sendromu olmayan hastaların çok az bir kısmında kıstık medial dejenerasyon identifiye edilir.
3-Aort stenozu ve aort kuarktasyonu: Konjenital aort stenozu biküspit aort valv ve aort kuaktasyonu, özellikle gençlerde yüksek diseksion insidansı ile birliktedir. Koarktasyon insidansı; %2 ve biküspit aort valv insidansı %9-13 'dür.
4-İatrojenik travma ve diseksiyonlar: Kardiak kateterizasyon, künt travma, intraaortik balon yerleştirilmesi, perfüzyon için femoral kanülasyon kullanıldığı zaman retrograd aort diseksiyonu insidansı %3 'tür. Assendan aort kanülasyonu, kros klemp ve lateral klemp hasarı, koroner revaskularizasyon (operatif mortalitenın1/4'ü buna bağlıdır) gibi sebeplerde vardır.
5-Gebelik: 40 yaşından daha genç kadınlarda aort diseksiyonuna müsait olan hastalarda diseksiyonun %50'si gebelik esnasında meydana gelir. Özellikle 3. trimesterde erken postpartum dönemde sıktır. Yüksek kardiak output kan volümü ve kan basıncındaki artışlar gebeliğin geç dönemlerinde risk faktörleri olup ancak bu postpartum görülmeyi açıklayamaz. Gebelikte aort diseksiyonu görülen vakaların çoğu konjenital aort malformasyonlu veya biküspit kapaklı hastalarda ve konnektif doku bozukluğu olan hastalarda meydana gelmiştir.
6-Diğer nadir durumlar: Sifilitik aortit, endokarditli veya aortu mikotik enfeksionlularda, dev hücreli aortitte, PAN, SLE, Cushing sendromu, feokromasitoma ve tiroidektomiyi takiben görülür. Ayrıca familyal hiperkolestorolemi, sıstinosıs ve koarktasyonsuz turner sendromunda da görülür.


KLASİFİKASYON:
Aort diseksiyonlarında klasifikasyon diseksiyonun orjin aldıgı iki lokalizasyona göre yapılır.


1-Assenden aorta (Aortik valvin birkaç cm dahili)
2-Descenden aorta (ligamentum arteriozum tarafından sol subklavian arterin distalinden) İntimal yırtıkların %65'i ascenden aortada %20'si descenden aortada %10'u aortik arkta ve %5'i abdominal aortada görülür. Lokalizasyon ve aortik tutulumun genişliğini belirleğen 3 majör klasifikasyon vardır.




1-DeBakey Tip-1; Diseksion assendan aortadan başlar distale doğru uzanır. Tip-2; Ascenden aortada sınırlıdır. Tip-3; Sol subklavianın distalinden başlar distale doğru uzanır assendan ve arkus aorta salim kalır.
2-Standford Tip:A; Başlangıç intimal yırtık bölgesi neresi olursa olsun assendan aortanın tutulduğu tüm diseksiyonları içerir. Tip-B; Diseksiyon sol subklavian arterin distalinden başlayıp aortun distaline kadar uzayan tiplerdir.




3-Proximal ve distal anatomik katagoriler:
Genel olarak assendan aortayı tutan diseksiyonlarda cerrahi endike iken medikal tedavi assendan aortik tutulumun olmadığı vakalarda tercih edilir.
DeBakey tip 1-2 assendan aortayı içerdiğinden dolayı bunlar stanford tip-A ve basitçe anatomik sınıflandırmaya göre proximal olarak sınıflandırılır.


Yerleşimine ek olarak aort diseksiyonları süresine görede sınıflandırılır. Burada önemli olan semptomların başlangıcından medikal değerlendirilmeye kadar geçen sürenın uzunluğudur. İki haftadan az olan diseksiyonlar akut olup, iki haftadan fazla olan diseksiyonlar kroniktir. Tedavi edilmeyen aort diseksiyonlarında mortalite %75-80'dir. Tanıda aortık diseksionların 2/3 'u akut olup1/3'ü kronıktir.


KLİNİK:


Ağrı: Akut aort diseksiyonunun en yaygın semptomu vakaların %74-90'nın da görülen Ağrısız olan vakaların çok büyük bir kısmında kronik diseksıyon bulunmuştur. Tipik olarak ani başlangıçlıdır şok ve tipik olarak gelişen ölümle (48 saat içinde ) infaktüse benzer. Daha az sıklıkla hastalık subakuttur hastalar aylar ve hatta yıllarca hayatta kalabilirler. Bu durum özellikle tipik diseksiyon için geçerlidir. Ağrı bazı durumlarda dayanılmaz olup, hastayı kıvrandırır veya yürüyüşte yorgunluk ve istirahatte rahatlama semptomu verir. Ağrının bazı özellikleri aortik diseksiyon şüphesını akla getirmelidir. Ağrının yırtıcı batıcı karakterde olduğu söylenir. Başka bir özelliğide orjınınden diğer bölgelere, özelliklede aorta boyunca yansıma özelliğidir, bu durum vakaların %70’inde tespit edilmiştir. Ağrının yeri diseksiyon bölgesini destekleyebilir. Çünki lokalize semptomlar aortadaki altta yatan tutulumu belirtmeye eğilimlidir. Spitel ve arkadaşlarına göre göğüs ağrısının lokalizasyonu sadece anterior yerleşimli ise %90'nın üzerinde assendan aorta tutulumu vardır. Tersine göğüs ağrısı interskapüler yerleşimli ise %90'nın üzerinde descenden aorta tutulumu ve yine boyun, göğüs ve yüzde ağrı varsa ascenden aorta, sırta abdomene veya alt extremitelere vuran ağrı varsa dessendan aorta tutulumu söz konusudur. Özellikle Marfan sendromlu hastalarda aort diseksiyonu ağrısız gelişebilir.


Senkop: İkinci siklıkla görülür SSS'nin geçici iskemisi ile ilgilidir. Geçici körlük paraparezi veya paraplejinin derecesi ve hatta derin koma gibi diğer nörolojik belirtiler görülebilir. Nörolojık bulgu olmaksızın senkop görülmesi %4-5 vakadadır ve aciliyet gerektirir.


Dispnea ve Hemoptizi: Aort diseksiyonlularda görülebilir. Daha çok kronik diseksiyon vakalarında görülür. Aort regurjitasyonuna bağlı KKY'nin veya genişlemiş yalancı lümene bağlı bronş erozyonunun belirtileri olarak ortaya çıkar.


FİZİK BULGULAR:
1-Hipertansiyon distal aort diseksiyonlu hastaların %80-90'nında vardır. Fakat proximal aort diseksiyonlarında seyrektir. Tansiyon değişiklikleri; Diseksiyona ciddi hipertansif cevap renal iskemi, arkus aortadaki baroreseptör mekanizmanın hasarı veya nadiren gerçek lümenın aşırı daralmasına bağlı pseudokuarktasyon oluşumu ile ilgilidır. Diğer taraftan hipotansiyonun oluşu ya hemoperikardiuma bağlı kalp tamponadı veya hemotoraxa bağlı hipovolemiyi gösteren kötü bir işatettir. Bazen hipotansiyon koroner perfüzyonu bozarak miyokardial iskemi ve infaktüsle sonuçlanabilir. Brakiosefalik damarları içeren diseksiyon pseudohipotansiyona sebep olur. Burada brakial arterin oklüzyonuna bağlı kan basıncının doğru olmayan ölçümü söz konusudur.
2-Nabız defisitleri; Aortik regürjitasyona bağlı üfürüm ve nörolojik manifestasyonlar proximal aortik diseksiyonla birlikte daha fazla karakteristiktir. Nabız defisitlerinin varlığı ile birlikte akut göğüs ağrısı proximal aortik diseksiyonunun varlığını desteklemektedir. Nabız defisitleri arteriel damar boyunca görülür ve bu proximal diseksiyonda %50 kadarken distal diseksiyonların sadece %15’inde görülür ve bu %15’lik vakalarda da genellikle femoral veya sol subklavian arter tutulmuştur. Bu tip nabız defisitlerinin nedeni diseksiyon kanadının arterin içine doğru expansionu ile gerçek lümenin yalancı lumen tarafından kompresyonudur. Yada damarların orifisine doğru uzanan intimal yırtığa bağlıdır. Sebep ne olursa olsun nabız defisiti geçicidir.
3-Aortik regürjitasyon; Vakaların %16-17'sinde görülür ve proksimal aortik diseksiyonun önemli bir özelliğidir. Eğer distal diseksiyonla beraber aortik regürjitasyon varsa patolojide aort kökünün kistik medial dejenerasyonu düşünülmelidir. Üfrüm arteriel kan basıncı ile değişen sol sternal bölgeden daha iyi duyulan müzikal bir üfürümdür. Bazı vakalarda konjestif kalp yetmezliği gelişebilir bu durumda üfürüm kaybolur.


Proksimal aortik diseksionlarda regürjitasyon sebepleri ;


Aortik kapaklar yeterince kapanamayacak kadar diseksion aort kökünü dilate eder.


Disseke hematom kapağa ikinci bir bası yapar


Kapakların anüler desteği yetmezliğe gider


Geniş sirkümferansiel intimal yırtık ile desteksiz intimal kanat sol ventrikül içine prolabe olur ve ciddi aorti regürjitasyon meydana gelir.


4-Nörolojik Bulgular: Tüm aortik diseksiyonların %6-19'unda görülür ve proximal diseksiyonlarda daha sıktır. Serebrovaskuler hastalık ise %3-6 oranında görülür (innominate veya sol common carotit arterin tutulumu olduğunda). Daha az sıklıkla hastalar konfüzyon hatta koma ile gelebilir. Spinal arter perfüzyonunun bozulması ile iskemik spinal kord hasarı buna bağlı olarakta paraperezi parapleji gelişebilir ve bu da daha çok distal diseksiyonlarda görülür.
5-Mİ ve iskemi; %1-2 vakada proximal diseksiyon koroner arter ostiumunuda içine alır.Burada diseksiyon daha ziyade sağ koroner arteride tutar ve infaktus de inferior lokalizasyonludur. Maalesef seconder MI görüldüğünde semptomlar klınık tabloyu komplike eder. Tanı bu durumda tam konulamaz altta yatan diseksion tabloyu süreklı değiştirir.Yapılacak trombolitik tedavi çok büyük felaketle sonuçlanır. Kamp ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada tromboliz ile tedavi edilen 21 vakada erken mortalite rapor edilmiştir. Bunların çoğunda ölüm nedeni kardiak tamponaddır. Bu nedenle özellikle inferior MI'lü hastaların değerlendirilmesinde dikkatli olunmalı ve trombolitik tedaviye dikkat edilmelidir.
6-Diğer klinik bulgular: Abdominal aortada olan disseksiyon vasküler komplikasyonlar yapabilir. %5-8 renal arter tutulumu ve renal iskemi veya frank infakt yapabilir. %3-5 mezenterik infakt, %12 iliak arter tutulumu ile femoral nabız defisitleri ve akut alt extremite iskemisi olabilir. Bazen göğüs ağrısı semptomları belirgin değilse nabız defisiti periferal nöropati yanlışlıkla periferal embolik hadise sanılabilir.


Sol tarafta daha fazla olmak üzere plevral efüzyonlarda görülür.Aorta etrafında exudatif infilamatuar reaksion veya bazı vakalarda hemotoraks olabilir. ses kısıklığı üst solunum yolu obstruksionu ile, trakeobronşial ağaca rüptür ile hemoptizi disfajı, vena cava superior sendromu, hematemez, sternoklavikular bölgenın pulsasyonu, horner sendromu ve açıklanamayan ateş olabilir. Devamlı üfürüm durumunda sağ atriuma sağ ventrikule veya sol atriuma rüptür olabilir bu da konjestif kalp yetmezliği ile sonuçlanabilir. Tanı özellikle göğüs ağrısı ve diğer klinik semptomların varlığında ve fizik bulgular, göğüs röntgeni olduğunda konabilir.


LABORATUVAR:
Göğüs röntgenografisi diseksiyon tanısında sık kullanılır. Bunun daha da ötesinde göğüs röntgenogramı aort diseksiyonu şüphesini artırabilir. Burada bulgular nonspesifik ve nadiren diagnostiktir. Göğüs röntgenogramında %80-90 görülen aortik siluetin genişlemesidir. Daha nadir olarakta superior mediastenin genişlemesi görülür.


Aortta kalsifikasyonun görülmesi ve bu kalsifikasyonun dış aort tabakasında 1cm’den daha fazla ayrıldığının gösterilmesi aort diseksionunun tanısını destekler. Ama diagnostik değildir. Yeni çekilen göğüs röntgenogramının eski röntgenogramlarla karşılaştırılması aort ve medıastendeki daha önceki olayların değerlendirme imkanını tanımaktadır. Plevral efüzyonlar tipik olarak vardır ve çoğunlukla sol tarafa yerleşirler desenden aortadaki diseksionlarla beraberdirler. Bununla beraber aort diseksionlu hastaların çoğunda bir yada daha fazla röntgen anomalileri görülmektedir. Bu oran %12'lere kadar çıkmaktadır. Bu nedenle normal bir göğüs röntgenogramı hiçbir zaman diseksiyonu ekarte ettirmez.Böyle durumlarda hastaların göğüs röntgenogramlarından şüphe etmek gerekir.


EKG Bulguları; EKG normal olmakla beraber vakaların 1/3'ünde sol ventrikül hipertrofi bulgularını gösterir. Nonspesifik göğüs ağrısı olan hastalarda ST segmentınde ve T dalgasında değişiklikler görülebilir. EKG'de MI bulgularının bulunmaması ve yırtıcı göğüs ağrısı bulunan bir hastada diseksiyon teşhisini akla getirmelidir. Proksimal diseksiyonda diseksiyon kanadı koroner arteri kapsadığı zaman hastaların EKG'leri de akut MI bulgularını gösterir. Ascenden aort diseksiyonlu bazı hastalarda da MI ile sonuçlanabilen koroner arter obstrüksionları gelişebilir.


TANI TEKNİKLERİ:


1-Öncelikle çalışmada aort diseksiyonu tanısı düşünülüp düşünülmediği belirlenmelidir.
2-Diseksiyonun ascenden, arcus veya descenden aortayı tutup tutmadığı belirlenmelidir.
3-Eğer mümkünse anatomik özellikleri, genişliği, tuttuğu bölge, yalancı lümende yerleşen trombüs, diseksiyonun dalları tutup tutmadığı, aortik regürjitasyonun olup olmadığı, perikardial efüzyonun olup olmadığı, koroner arterlerin intimal kanat tarafından tutulup tutulmadığı da değerlendirilmelidir. Malesef tek bir görüntüleme yöntemi tüm anatomik detay hakkında bilgi vermemektedir. Diagnostik tanıların seçilmesi bu nedenle klinik senaryoya ve hasta yönetiminde belirli informasyona dayanmalıdır.


1-Aortografi:
Retrograd aortografi şüphelenilen aort diseksiyonu vakalarında kullanılan ilk diagnostik tetkiktir. Aortografide çift lümen veya intimal kanadın görüntülenmesi tanı için yeterlidir. Bununla beraber indrekt bulgular arasında; aortik lümen deformitesi, aortik duvar kalınlaşması, yan dalların anormalitesi ve aortik regürjitasyon vardır ki, bunlar destekleyici bulgulardır. Ernest ve arkadaşları yalancı lüğmenın %87 intimal kanadın %50 disseksiyon vakasında görüntülendiğini göstermişlerdir.


Aortografi uzun yıllardan berı aort diseksionunda diagnostik amaçla değerlendirilmesınde kullanılmıştır. Bununla beraber alternatif diagnostik tanı aracları ile tanışılması ıle beraber aortografi eski hassasiyetını kaybetmiştir. 1989 yılında yapılan retrospektif bir çalışmaya göre aort diseksionunun tanısında aortografinin sensitivite ve spesifitesi %85-95 olarak bulunmuştır. Aortografinin önemli avantajları arasında aort diseksiyonunun genişliği ve yan dalların tutulup tutulmamasıdır.
Dezavantajları; İnvaziv bir prosedür olması, kontrast madde kullanılması, belirli bir riskinin olması ve çalışmayı tamamlamadaki problemlerdir. Aynı zamanda aortografinin uzun sürmesi de bir dezavantajdır. Yine invaziv bir girişim olan aortografi böbrek fonksiyonları bozuk olan hastalarda kotrendikedir.


2-Bilgisayarlı Tomografi:
Aort diseksiyonunda bir veya iki aort lümeninin görüntülenmesi veya kontrast opasifikasyonun ayrılmasında önemlidir. Aort diseksiyonun indirekt bulguları da görülebilir. Tomografinin %83-100 oranında güvenilirliği vardır. Ultrasonik tomografinin süperior imaj rezolusyonu sağlayıp aortun ve bunun yanısıra dallarının 3 boyutlu görüntülenmesini sağlar. Böylece aort diseksionu tanısında tomografi doğruluğu sağlayıp, aynı zamanda anatomik özellikleri daha iyi tanımlar. Tomografi görüntülemenin avantajı noninvaziv olmasıdır. ancak bununla beraber İV kontrast madde kullanılması da gerekmektedir.


Tomografi aynı zamanda yalancı lümende trombüs olup olmadığını ve yine perikardial efüzyonun olup olmadığını tanımlamada da yararlıdır. Tomografinin dezavantajı ise aortik diseksiyonun diğer yöntemlerden daha az sensitif olmasıdır. Bununla beraber intimal yırtık 2/3 vakada tanımlanmakta ancak yınede tam olarak ıdantifiye edilememektedir.


3-MRİ:
Kullanımı özellikle noninvaziv olması, iv kontrastlı meteryal veya iyonize radyoaktif meteryal gerektirmemesi açılarından avantajlıdır. Özellikle transvers sagital ve koronal planda yüksek kalitede imaj sağlamaktadır. Aynı zamanda sol anterior oblik açıyı ve ve torasik aortayı daha iyi görüntüleme olanağına sahiptir. MRİ özellikle torasik aort anevrizması olanlarda faydalıdır.


MRİ %98’e varan sensitifite ve spesifitesi vardır. MRİ intimal yırtıkta %88, trombüste %98 ve perikardial efüzyonda da %100 sensitifiteye sahiptir. MRİ yüksek doğruluğa sahip bir tanı metodudur. Ancak MRİ'nın birkaç dezavantajı vardır. Pil takılı hastalarda, vasküler kliplerde, metalik prostetik kalp kapağı olanlarda özellikle kontrendikedir. Yan dalların görüntülenmesınde biraz daha sınırlıdır ve aortik regürjitasyonun varlığını tam olarak tanımlayamaz.


Aort diseksiyonu olan birçok hasta hemodınamik yönden stabil değildir ve iv antihipertansif medikasyonlara tabi tutulmalıdır. Bu antihipertansif medikasyonlar esnasında atreriyel basıncın görüntülenmesi lazımdır. Fakat MRİ'nın kullanılması bu görüntülemeyi engellemektedir ve aynı zamanda uzun çalışma boyunca hastayı kısıtlamaktadır.


4-Ekokardiyografi:
Şüpelenilen aort diseksiyonlarında kullanılan bir tanı metodudur. Noninvazivdir ve çok rahat kullanılabilir. Ekokardiografide aort diseksiyonu tanısı intimal kanadın aort lümeninde gösterilmesi ve yine aort lümenınden yalancı kanalın ayrılması ile konabilir. Bunun yanında kalpdeki diğer artefaktlarda aortik lümende aortik diseksionu taklit eden dansite değişiklikleride yapabilirler. Bu tür intimal bozukluklar artefaktlardan ayırmak için disseke olmuş kısmın aortik duvardan veya diğer kardiak yapılardan bağımsız bır haraketının olmasının yanısıra doplerde de iki lümen arasında farklı rengin görülmesi gerekmektedir. Eko'da yalancı lümenin tromboze olduğunun gösterilmesi ve yine intimal kalsifikasyonun veya aortik duvarın kalınlaştığı durumların görülmesi aort diseksionu tanısını destekler.
Transtorasik ekoda %59-85 sensitivite ve %63-96 spesifite ye sahiptir. Ascenden aortada sensitifite %78-100, descanden aortada ise %31-55'dir.
Transösefagial ekoda ise daha iyi bir anatomik görüntüleme ve anatomik detay vermektedir. Bu tetkik genellikle hastada yatar pozisyonda sedasyonda yada genel anestezi altında yapılır. Bu prosedürde noninvazivdir.


TEE, aort diseksionunun klinik tanısında çok önemli bir yere sahiptir.


Teşhis doğrulanır (intimal menbran )


intimal yırtık -Diseksiyon genişliği


LV duvar haraketleri


Bronş tutulumu


Aort regürjitasyonu ve derecesi


Perikard veya plevral sıvı belirlenebilir.


TEE'nın relatif kontrendikasyonları arasında; bilinen bir özofajeal hastalığın olması ve yine hastalarda %3'e kadar varan tolere edememe görülmektedir.


Önemli yan etkileri arasında bronkospazm, hipertansion, bradikardi, ösefajeal perforasyon vardır. Ancak bu komplikasyonlar %1'den daha az oranda görülür. Önemli bir dezavantajı da distal desendan aorta ve proksimal arkın interpozisyonunda tam olarak bilgi verememesidir.


TEE ile aort diseksionunun tanısında %98-99 sensivite bildirilmiştir. İntimadaki yırtıklarda %73, trombüste %68 sensitivite vardır. Aortik regurjitasyon ve perikardial effüzyonda ise bu oran %100'dür. Eğer intimal flep tek başına görülmüşse ve başkada destekleyen bulgusu yoksa diseksion tanısı tam definitif değildir ve başka görüntüleme yöntemleride yanlış pozitif sonuçları ekarte etmek için kullanılmalıdır.


Ballol ve arkadaşları 34 aort diseksiyonlu hastaya TEE uyguladılar. Bu hastaların 7'sinde koroner arter tutulumu da vardı ve yine bu 7 hastanın 6'sında TEE ile intimal kanadın koroner ostiuma doğru uzandığı gösterildi. Bununla beraber TEE koroner arterin sadece proksimal bölgelerini göstermektedir. Bu yüzden koroner ateroskleroz durumlarında anjiografi gerekmektedir. Bir çalışmada aort diseksiyonundan şüphelenilen hastakların %42-68 gibi bir oranda TEE ile tanı ekarte edilmiştir. Bu hastalarda sebebi bilinmeyen bır göğüs ağrısı mevcuttu. Granado ve ark. TEE ile 42 vakada göğüs ağrısının alternatif sebeplerini tespit etmişlerdir.


Bu nedenler arasında; sol ventriküler haraket anomalileri, aort stenozu, perikardial efüzyon ve kardiak tamponad bulunmaktaydı.Yıne yapılan başka bir çalışmada diseksiyon bulunmayan hastaların %73 kadarında diğer aortik anomaliler tespit edilmiştir. Yine bunların %23'üne infaktüs veya iskemi eşlik etmekteydi.


İntravasculer USG: (IVUS)
Yamada ve ark. 15 hasta ile intravaskuler USG ile kronik aort diseksiyonu bulguları üzerinde çalıştılar. Bu çalışmalarda intravaskuler USG torasik aortadaki intimal yırtığı ve tüm aort segmentlerini iyi bir şekilde göstermekteydi. İntravaskuler USG abdominal aortanın da değerlendirilmesinde faydalı bulundu.


Algoritim:
Bu dört görüntüleme yönteminin pek çok avantajları ve dezavantajları vardır. MRİ ve TEE oldukça sensitif fakat çok az spesifitesi olan tekniklerdir. MRİ özellikle aortik diseksiyonun değerlendirilmesinde önemli bir yere sahiptir. Bu dört method diseksiyonlarda birlikte olan komplikasyonların değerlendirme açısından birbirlerinden farklılık göstermektedir. Bu komplikasyonlardan opere edilmemiş proksimal aortik diseksiyonlarda erken mortalite oldukça yüksektir. Aortografi acil durumlarda uygulanır ve aynı zamanda anjiografiyide gerektirmektedir. Fakat invaziv bir prosedürdür ve kontrast ajan kullanımını gerektirir. MRİ oldukça doğruluğa sahiptir. Acillerde kullanılmaz ve uzun süreli kullanımınıda kısıtlanmaktadır. CT incelemesi ise birçok acil durumlarda vardır, çabuk tamamlanır. TEE ise yine birçok merkezde vardır, yatar pozisyonlarda çok çabuk tanımlanabilir ve unstable hastaların değerlendirilmesinde çok dikkatli olunmalıdır. TEE şüphelenilen aort diseksionundan emin olunması güvenilirliği ve doğruluğu nedeni ile yüksek kullanımdadır.


Bunun yerine CT kullanımı aort diseksionunda efektif görüntülemeği sağlamaktadır. Bununla beraber aort diseksiyonu tanısı CT ile konulmuşsa hasta daha emin bir merkeze gönderilmelidir. TEE'nın uygulandığı ve tanıyı diseksiyon anatomisi açısından daha iyi ortaya koyduğu durumlarda hasta direkt olarak operasyon odasına alınabilir.


MRİ'da diğer görüntüleme yöntemlerinden birisidir ve diseksiyonun araştırılmasında daha az pratiktir. Mükemmel bir doğruluğu, yüksek kalitede detay görüntüler vermesi açısından faydalıdır. Yine MRİ anevrizma formasyonunu, diseksionun yaygınlığını ve diğer komplikasyonları belirlemede önemli bir yere sahiptir .


Aortografi rolatif dezavantajlarına rağmen aortun yan dallarının anatomisinde önemli bir role sahiptir. Ancak aortografi definitif tanı için diğer imaj yöntemleri arasında tam olarak yer alamamaktadır.


Son olarak her enstitü en uygun tanısal yaklaşımını belirlemeli ve bu dört görüntüleme yönteminin hangisinin daha fazla risk taşıdığını ve yine aynı zamanda bunların hangisinin diagnostik prosedür olarak kullanılması gerektiğini belırlemelidir.


Koroner anjiografinin rolü:


Aort diseksionunda koroner arterin cerrahiden önce değerlendirilmesi önemlidir. Koroner arterin 2 tip tutulumu vardır


1-Akut: proximal koroner daralma veya oclüzyonunun söz konusu olduğu durum
2-Kronik: aterosklerotik koroner arter hastalığının varlığındaki bu hadise diseksiyon proçesinden bağımsızdır ve cerrahi mudahaleyi komplike edebilir.


Bazı vakalarda koroner tutulum bir intimal plak tarafından olur ve akut Mİ veya iskemi bulguları gösterebilir. Bununla beraber TEE proximal koronerlerde bir çok vakada tanıyı koydurabilir. Aortografide koroner arter tutulumunu gösterebilir. Ancak burada koroner anjiografinin rolü daha önemlidir. Fakat koroner anjiografi aort diseksiyonlu hastalarda riskli olabilir. Bununla beraber proximal diseksiyonlu ve aort kökü dilatasyonlu hastalarda bazen koroner anjiografi başarı ile sonuçlanmaz. Buna ek olarak proximal koroner obstrüksionlar cerrahi sırasındada tanımlanabilirler.


Kronik koroner arter hastalığı aort diseksiyonlu vakaların 1/4'ünde görülebilir. Bu altta yatan koroner hastalığın identifiye edilmesi yukarıda tartışılan 4 görüntüleme yönteminin biraz daha ulaşılmadığı tarafta kalmaktadır. Yapılan çalışmalara göre bilinen bir koroner arter hastalığı hikayesi veya EKG’de iskemik bulguların varlığı gibi endikasyonlar olmadıkça preoperatif koroner anjiografisi tavsiye edılmemektedir.


AORT DİSEKSİYONUNUN TEDAVİSİ
Tedavi edilmemiş aort diseksiyonu vakalarının 1/4'ünden daha fazlası ilk 24 saat içinde ölmektedir. Yarısından çoğu ilk hafta içerisinde 3/4'ünden çoğuda ilk ay içerisinde ve %90'nından fazlasıda bır yıl içerisinde ölürler.


Aort diseksiyonunda cerrahi yaklaşım fenestrasyon prosedürüdür. Burada disseke aorta insize edilir ve distal bağlantı yalancı ıle doğru lümen arasında yaratılır. Böylece yalancı lumen dekomprese edilmiş olur. Bu prosedür birçok cerrah tarafından özellikle descenden aorta diseksiyonlarında renal ve mezenter iskemi durumlarında kullanılmaktadır. Bu method DeBakey ve ark. tarafından 1950'lerde tanımlanmıştır. Cerrahideki amaç intimal yarığı eksize etmek yalancı kanalı oblitere edip aortu drekt veya sentetik greft aracılığı ile rekonstrükte etmektir. Proksimal diseksionda, aortik valv yetmezliği durumlarında prostetik aort kapak replasmanıda yapılabilmektedir.


Medikal tedavide amaç hastanın hemodinamik sisteminin stabilizasyonunu sağlamaktır. Kan basıncı monitorizasyonu, kardiak ritim ve üriner çıkım sağlanmalıdır. İV katater yerleştirilmeli, İV medikasyon ve sıvı dengesi ayarlanması yapılmalıdır. Özellikle sağ koroner cerrahi esnasında aort klemplendiği zaman fonksionel kalabilen arteriel katater yarleştirilmelidir. Bununla beraber sağ koldan kan basıncının daha fazla olduğu durumlarda bu yerleştirilen kateter sola geçirilmelidir. Aynı zamanda santral venöz kataterler kullanılabilir.


Arteriel kan basıncının akut olarak azaltılmasında vazodilatatör nitropurassid etkilidir. 20 mikrogr/dak. titre halinde verilir. Eğer tek başına kullanılırsa dP/dT de artma yapabilir ve sonuç olarak diseksiyona olumsuz etkisi olabilir. Bu nedenle bu ilaç kullanıldığı zaman beraberınde B blokerınde kullanımı esastır. dP/dT'yi azaltmak için İV beta bloker artan dozlarda doyurucu cevap elde edilene kadar özellikle kalp hızı 70-80 atıma gelinceye kadar uygulanabilir.


Beta blokerlerden aort diseksiyonunda özellikle propranalol kullanılmalıdır. Bununla beraber diğer Beta blokerlerin de etkili olduğu sanılmaktadır. 1mg propranalol 3-5 dakika süre ile istenen etki elde edilene kadar verilmektedir. Başlangıç dozu 0,15 mg/Kg'dan fazla olmamalıdır. Etkiyi devam ettirebilmek için propranalol 4-6 saatte bir verilmelidir. Labetalol de hem alfa hem beta etkisi olan bir ilaçtir. Özellikle aort diseksiyonunda hem dP/dT hemde arteriel basıncı azalttığından dolayı kullanılabilir. Başlangıç dozu 10mg'dır. Günlük 20-80mg. 10-15 dakikada verilmelidir. (Kalp hızı ve kan basıncı kontrol edilene kadar) Burada idame tedavisine 2 mg/dk ile başlanıp 5-20mg. dakikaya kadar titre edilir. Çok kısa etkili olan esmalolde özellikle labil arteriel basıncı olan ve cerrahi planlanan hastalarda gereklidir. 30 mg iv bolus halinde 3 mg/dak ile verilip 12 mg/dak'ya kadar titre edilir. Esmolol hem beta bloker güvenilirliği tespit etmek ve hemde obstruktif pulmoner hastalık hikayesi olan hastalarda toleransı test etmek için kullanılabilir. Böyle bronkospazmı olan hastalarda kardioselektif beta blokerler mesela atenolol veya metapronolol kullanılabilir. Beta bloker kullanımı kontrendikasyonları ise; sinüs bradikardisi, 2-3. derece AV blok, konjestif kalp yetmezliği ve bronkospazm gibi durumlardır. Bu durumlarda arteriel basıncı veya dP/dT'yi azaltmak için diğer ilaçlar kullanılabilir. Hipertansif krizde kullanılan kalsium kanal blokerleri de son günlerde artan sıklıkla aort diseksionlarında kullanılmaktadır. Özellikle negatif ınotrop-kronotrop etkili dilaltı nifedipin sık kullanılır. Kombine vazodilatatör ve negatif inotrop etkileri ile diltizem ve verapamilde aort diseksionlarında kullanılabilirler.


Refrakter hipertansion diseksiyon kanadının 1 veya her iki renal arteri basıya uğratması sonucu çok fazla miktarda renin salgılanmasına sebep olduğunda ortaya çıkabilir. Bu durumlarda antihipertansif tedavi ACE inhibitörleri ile uygulanabilir. Dozu 4-6 saatte bir 0,625mg'dır. Eğer hasta normotensif ise tek başına beta blokerler dP/dT 'yi azaltmak için kullanılabilir. Hastada beta bloker kullanımı kontrendike ise diltiazem ve verapamil tercih edilebillir.


Aort diseksiyonu şüphesi olan hastada ağır bir hipotansion varsa hızla volüm yüklenmesi yapılmalıdır. Bu özellikle tamponad ve ya aort rüptürü kuşkusunda önemlidir. Aort diseksionu olan bir hastada hipotansiyon tespit edildiğinde agresif tedaviye başlamadan önce diseksionun TA ölçülen extremitenın dolaşımına selektif olarak bası yapmış olma ihtimali diğer extremitelerden de ölçüm yapılmak süreti ile ekarte edilmelidir. Eğer vazopressör refrakter hipotansiyon tedavisi için kesin olarak gerekli ise norepinefrin veya fenilefrin tercih edilir. Dopamin de renal perfüzyonu düzeltmek için düşük dozlarda kullanılabilir.


Uygun medikal tedavi hastanın stabilizasyonunu sağlamak için gereklidir. Eğer hasta stabil değilse TEE acil durumlarda veya yoğun bakum ünitelerinde hem görüntüleme hemde terapotik değerlendirme imkanı sağladığından kullanılabilir. Eğer hastada unstable diseksiyon şüphesi varsa o zaman aortik rüptür veya kardiak tamponad olabileceği göz önunde bulundurmalıdır ve hasta direkt olarak operasyon odasına, cerrahiye alınmalıdır. Bu gibi durumlarda intraoperatif TEE de kullanılabilir.


Kardiak tamponadda yaklaşım:
Kardiak tamponad sıklıkla akut proksimal aort diseksiyonunun bir komplıkasyonu olarak gelişir. Bu da hastalardaki en yaygın ölüm nedenidir ve sıklıkla hipotansiona neden olur. Tamponad kuşkusu bulunduğu halde hasta hemodinamik açıdan kararlı durumda ise perikardiosentezden kaçınılmalıdır. Çünki bu işlem hastayı hemodinamik açıdan kararlı duruma getirmek yerine hemodinamik kollapsa neden olur. Bunun yerine aortun doğrudan hemodinamik yolla onarımı ve hemoperikardiumun intraoperatif drenajı için hastayı ameliyathaneye ulaştırmaya çalışılmalıdır.


Definitif tedavi:
Bu tedavi şekli son birkaç yıldan beri yapılmaktadır. Genelde proximal disseksiyonlarda cerrahi tedavinin medikal tedaviye öncelikli olduğu görüşü vardır. Bununla beraber progresif proximal diseksionu olan hastalarda genellikle aortik rüptür, kardiak tamponad veya nörolojik defisitler gelişmektedir. Proximal diseksionlu ve cerrahiye alınmayan hastalarda veya cerrahinin kontrendike olduğu hastalarda medikal tedavi başarılı bir şekilde yapılmaktadır. Akut distal aort diseksiyonlarında şikayet eden hastalar diğer bir açıdan da proximal diseksiyona nazaran daha az komplikasyon riski altındadırlar. Bunun da ötesinde distal disseksiyonlu hastalar daha yaşlı olma eğilimine ve daha fazla artmış atheroskleroz veya kardiopulmoner hastalık prevalansına sahiptir ve bunların cerrahi riskide daha yüksektir. Bazı araştırıcılar progresif olarak cerrahi mortalite de bir azalma tespit etmişlerdir. Sonuç olarak medikal tedavi bazı hastalarda daha favori olarak gösterilmektedir. Ancak distal diseksiyonlar rüptür; expansion, sakküler anevrizma, vital organ iskemisi veya sürekli ağrı ile komplike olmuş ise cerrahi tedavi tavsiye edilir. Cerrahi tedavi aynı zamanda proximal ve distal diseksionlu Marfanlılarda da tercih edilir.


Sonuç olarak medikal tedavi; rüptür anevrizma aortik regürjitasyon, arteriel oklüzyon veya diseksiyonun rekürensi gibi komplikasyonların gelişmediği tüm stable distal ve proximal diseksiyonlu hastalarda tercih edilmelidir.Ancak medikal tedavinin de kontrendike olduğu bazı durumlar vardır.


Bunlar;


Normotansiyon


Kalp tamponadı


Majör arterlerin tutulması


Aort yetmezliği


Sol ventrikül yetmezliği


CERRAHİ TEDAVİ:


Cerrahi risk bütün hastalarda ileri yaş, pulmoner amfizem gibi komorbit hastalıkların birlikte olduğu durumlarda, kardiak tamponad, şok, vital organ hasarı, miyokard ınfaktüsü, serebrovasküler hastalık ve özelliklede daha önceden var olan renal yetmezlik durumlarında artmaktadır.


Definitif cerrahi tedavide genel amaç; aortanın en fazla hasar görmüş segmentlerinin rezeksionu, intimal yırtığın eksizyonu ve yalancı lümenin diseksiyonun proximal ve distal sütürlerle obliterasyonudur. gerekirse sentetik aort grefti yerleştirilir.


Tip-A diseksiyonlarda, median sternotomi ile yaklaşılır, sağ atriofemoral by-passla tamir yapılır, pulsasyonu güçlü olan femoral arterin kanülasyonu dikkatli yapılmalıdır.Kardiopulmoner by-passa yavaşca girilerek innominate arter çıkış yerinden klemplenir. Hemodilüsyon ile sistemik hipotermi (20oC) , düşük akım (100-1500ml/dk/m2), düşük basınç (30-50mmHg) bypasa izin verilerek aortik travma minimale indirilir. İntimal yırtığın yerini tam olarak belirlemek için longitudınal aortotomi yoluyla aorta bakılır ve koroner ostium, derin lokal hipotermi oluşturmak için soğuk kardioplejik solüsyonla perfüze edilir.


Aortun proximal ağzı 4/0 polipropilen sütürlerle devamlı sütür tekniği ile greftle anastomozu yapılır, distal yalancı lümen giderilir. 3 cm'lik bir teflon band distal anastomozu komprese etmek için kullanılır,bu aortu kuvvetlendirir ve hemostaz sağlar.


Alternatif olarak, Aort diseksiyonunun tamirinde intraluminal greft kullanıldı ve sutur çizgisinde yalancı lumene olan sızıntılar önlenebildi.


Aortik anüler ektazili ve marfan sendromlu hastalarda aort kapak replasmanı gerekir. Aort köküne kompozit kapak-greft implante edilir ve koroner ostium greftle anastomoze edilir. Yaygın diseksionlarda koroner ostium tutulur, safen ven grefti ile koroner by-pass gerekebilir.


Arkus diseksionları:
Kardiopulmoner by-pass'a derin sistemik hipotermide başlanır ve arkus, dolaşım arresti sırasında gözlenir. Arkus aortadaki intimal yırtıkların çoğu innominate arter orifisi yakınında meydana gelir. Buna rağmen arkus damarlarının reimplantasyonu ile arkus içinde replasman bazen gerekmektedir.


Tip-B Diseksiyonları:
Tip-B diseksiyonu'na sol lateral torakotomi ile yaklaşılır. Proximal ve distal kontrol edildikten sonra , aorta kros klemp konur, intimal yırtığı içine alan segment rezeke edilir ve greft yerleştirilir. Proximal ve distal yalancı lümenler giderilir ve yeniden gerçek lümene akım sağlanır. Tip-A diseksiyondaki gibi sütür iplikleri teflon yamalarla iyice kuvvetlendirilir. ve intraluminal greft, eğer yırtık ve sol subklavian arter arasında yeterli gerçek lümen bulunursa, distal ve bazen de proximal anastomoz yapmak için kullanılabilir.


Desenden aortanın klempe edilmesi sırasında spinal kanalın en iyi korunma yollarına ait çok çeşitli çelişkiler vardır ve iki temel cerrahi yaklaşım geliştirilmiştir. Klemp ve dikiş yaklaşımı ile heparinizasyon ve heparinle ilgili mortaliteden kaçınılır, fakat 30dk’yı aşan kros klemp süresi paralizi yönünden güvenilir sınırı aşmaktadır. Alternatif olarak, distal perfüzyon pompa oksijenatör teknikleri iskemik komplikasyonları minimuma indirir, ancak hemostaz düzensizliklerinden mortalite oranı yükselmektedir.


Kronik diseksiyonlar:
Kronik diseksiyon için cerrahi, genellikle geç anevrizma oluşumu için veya kronik aort yetmezliği için yapılır ve geniş rezeksiyon ve rekonstriksiyon gerekebilir. Kronik Tip-a diseksiyonlarda, aort köküne veya kapağa genellikle kompozit greft replasmanı gerekebilir. Kronik tip-b diseksiyonlarda, hastaların çoğuna descenden aorta iç kısmına ve bazende torakoabdominal aortaya replasman gerekir. Kronik diseksiyonlarda, vital organların perfüzyonu, persistan yalancı lumene bağlı olabilir, hem gerçek ve hemde yalancı kanallara direkt akım sağlamak için cerrahi tamir gerekir. Bu gerçek ve yalancı lumenler arasında genel bir bağlantı (fenestrasyon) kurulması ile kronik dissekan aortun dış duvarına distal anastomoz yapılması ile genellikle sağlanmıştır.


Postoperatif takip:
Aort diseksiyonu tamiri yapılan hasta, geç dönemde anevrizma gelişimi ve reküren diseksiyon rüptürüne (en sık distal aort tutulumu) bağlı olmaktadır. Tip-A da %30 Tip-B'de %38’dir .


Doroghazi ve ark. ları 160 hastanın uzun süreli takibinde (108 cerrahi, 52 medikal tedavi) ortalama 15 yıllık sürvey %75'dir. Stanford gurubunda cerrahi tedavi yapılan 135 hastanın sürveyi 5 yılda %82, 10 yılda %64, reoperasyon insidansı (akut diseksiyonun cerrahi tamirinden sonra %13), hastaların çoğunda yalancı lümen açıklığı tespit edilmiştir %23.


UZUN DÖNEMDE TAKİP VE TEDAVİ
Aort diseksiyonu nedeni ile tedavi görmüş hastaların uzun dönem takiplerinde diseksiyonu olmayan kişiler ile kıyaslanması sonucu sürvi açısında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Distal diseksiyonun proximale, akutun kroniğe, medikal tedavininde cerrahi tedaviye kıyaslanması sonucunda yine uzun dönemde medikal tedavide anlamlı bir fark bulunmamıştır. Tüm bu gruplardaki 5 yıllık sürvey tipik olarak %75-82 arasında değişmektedir.


Aort diseksiyonlarının geç komplikasyonları arasında; aortik regürjitasyon, rekürran diseksiyon, anevrizma formasyonu veya rüptür bulunur. Uzun süreli medikal tedavi hipertansiyonu kontrol etmek için ve dP/dT’yi azaltmak için bütün hastalarda endikedir. Gerçekten de bir çalışmada aort diseksiyonunu takiben görülen geç anevrizma rüptürü, iyi regüle edilmemiş hipertansiyonlularda iyi regüle edilmiş hipertansiyonlulara göre 10 kat daha fazla tespit edilmiştir. Sistolik kan basıncı 130-140 mmHg veya altında idame ettirilmektedir. Burada tercih edilen ajanlar beta-blokerler veya negatif inotropik hipotansif etkisi olan diğer ajanlardır (kalsium antagonistleri gibi). Bunlar kan basıncını kontrol altına almak için gerekirse bir diüretikle kombine edilmelidir.


Pür vazodilatatör etkisi olan hidralazın, minoksidil gibi ilaçlar dP/dT oranında artma yapabilirler ve bu nedenle yeterli beta blokör ile beraber kullanılmalıdır. ACE inhibitörleride aort diseksiyonu tedavisinde kullanılabilen kuvvetli antihipertansif ajanlardır.


Cerrahiyi takiben görülen ölümlerin %29 kadarı disseke anevrizma rüptüründen olmaktadır. Bunun ötesinde cerrahinin yapıldığı yere uzak bölgelerde görülen anevrizma rüptür oranı ise %17-25 kadardır. Primer aort diseksiyonunu takiben anevrizma görülmesi arasındaki süre takriben 18 aydır. Ancak bu süre 2 yıla kadar uzayabilir. Disseke aort duvarı rölatif olarak ince olduğundan ve sadece orjinal aortik duvarın dış tabakasını kapsadığından bu anevrizmalar aterosklerotik torasik anevrizmalardan daha sık olarak rüptüre olurlar. Böylece bu tür geç görülen anevrizmalarda agresif girişim endikedir.


Uzun süreli gözlemlerin primer hedefi; yeni anevrizmalar, hızlı anevrizma gelişimi, diseksiyonun progresyonu veya tekrarı, aort regürjitasyonu veya periferik vasküler kollaps gibi sonradan cerrahi tedavi gerektirebilecek aortik lezyonların erken tespitidir. Aort diseksiyonlu hastaların takibinde dikkatli olunmalı, fizik muayeneler yapılmalı, göğüs röntgenleri, seri aort görüntüleri, TEE, CT, MRİ, kullanılmalıdır. Genellikle non invaziv ve daha iyi anatomik detay sağlaması nedeni ile MRİ seri çalışmalarda tercih edilmelidir.


DERİN HİPOTERMİK TOTAL SİRKÜLATUAR ARREST
Aort cerrahisinde derin hipotermik total sirkülatuar arresti ilk olarak Grıep kullanmıştır. Böylece cerrahisi zor olan bazı aort lezyonları rutin klinik olaylar haline gelebilmiştir. Cerrahlar kansız ve sakin bir operasyon sahasında ameliyat yapma olanağına kavuşmuşlardır. Bundan dahada önemlisi selektif serebral serebral perfüzyon gibi yöntemlerın kullanılması ile meydana gelen santral sinir sistemi komplikasyonları önemli derecede azalmıştır.


Arkus aorta cerrahisinde serebropleji gibi yöntemler günümüzde yeni yeni denenmeye başlanmış olsa bile kullanılması geniş klinik kabül gören en güvenli yöntem derin hipotermik total sirkülatuvar arresttir.


Akut aort diseksiyonları cerrahi tedavisinde Cooley'in açık tamir prensipleri günümüzde geniş bir kitle tarafından kabul görüp uygulanmaktadır. Hastalıklı aorta klemp konmadan distal anastomozun yapılabilmesi ve sadece grefte klemp konması ancak sirkülatuar arrest ile mümkündür. Bu nedenle total sirkulatuvar arrest uygulaması klinikte en yaygın kullanım alanını akut aort diseksionlarının cerrahi tedavisinde bulmaktadır. Disseke aorta klemp koymak yeni intimal yırtıkların ortaya çıkmasını sebep olarak yeni diseksiyonların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.


Soğutma sırasında vucut ısısının monitorizasyonu ve soğutmanın süresi ile şekli işlemin başarısı açısından büyük bir öneme sahiptir. Soğutma süresi uzadıkça vucut ve beyin daha homojen bir şekilde soğumaktadır. Isı monitorizasyonunda en değerli bilgiyi nazofarengial ve timpanik problar vermektedir. Ösefagus kalple olan yakın teması nedeni ile çabuk ısınıp çabuk soğumaktadır. Bu nedenle yalnızca ösefagus ısısının monitorizasyonu ile yetinmek beyın korunmasında yetersizliklere neden olabilmektedir. Soğutmanın 10 dereceden daha düşük bir gradientle yapılması homojen bir koruma sağlamaktadır. Bunun yanında özellikle arrest sırasında beyin ısısı kısa sürede oda ısısına dönme eğilimi gösterdiği için mutlaka buz dolu torbalarla kranyum sarılmalıdır.


Tüm perfüzyon süresince kan gazları alfa stat prensibi ile düzenlenmelidir. Vücut ısısı düştükçe kan karbondioksit basıncının düşme ve kan pH'sının yükselme eğilimi gösterdiği için 18 derece civarında pH'nın 7.4 karbondioksit basıncının 40 mmHg düzeyinde tutulması beyınde ciddi asidoza ve geri dönmeyen beyın hasarına sebep olabilir. pH 7.6 karbondioksit basıncı 18-20 mmHg düzeyinde tutulmalıdır. Yapılan deneysel ve klinik çalışmalar alfa stat uygulanan hallerde 28 derecede beyin otoregülasyonunun korunduğunu göstermiştir. pH stat uygulanan hallerde ise 28 derecede ise beyinin otoregulasyonu kaybolmakta ve beyın kan akımıbasınca bağlı olarak değişmektedir. 18-20 derece cıvarına iniğlince otoregulasyonkan gazı uygulamasına bağlı olmaksızın kaybolmakta ve beyin kan akımıkan basıncı değişikliklerinden drekt olarak etkilenir hale gelmektedir. Bunların yanında beyini asidozdan korumak için kan glukoz düzeyinin %200-300 mg düzeyınde tutulmalıdır. %500 mg ın üzerınde ki kan glukoz düzeyleri, beyinde glukozun Embden-Meyerhoff yolu ile laktata dönüşmesine ve ağır bir asidoza neden olmaktadır.


Beyinde no-reflow, fenomeninin gelişmesini önlemek ve yeterli bir periferal dolaşım sağlamak için kan hematokriti18-20 derece de %20 düzeyinde olmalıdır.


Uzun ve kısa etkili barbituratlar gibi anestetik ajanların kullanılması beyin metabolizmasını yavaşlatarak beynın iskemiye olan toleransını arttırmaktadır. Kalsium kanal blokerleri ve Mannitol oksijen free radikal scavengerleri ise iskemi sonrası reperfüzyon hasarının önlenmesinde rol oynamaktadır. Yapılan çalışmalar ve klınık deneyim 45 dakikalik bir arrest süresinin güvenli bir arrest süresi olduğunu göstermektedir. Teknik ayrıntılara dikkat, iyi bir metabolik yönlendirme ve homojen bir soğutma ve ısıtmanın sağlanması beynın korunmasında ana ögelerdir.


Son yıllarda redrograd serebroplejinin (RSP) derin hipotermik sirkülatuar arrest ile birlikte uygulanması yaygın bir kabül görmeye başlamıştır. RSP ilk olarak kardiyopulmoner by-pass sırasında meydana gelen massif hava embolilerinde serebral dolaşımı hava embolilerinden ve norolojik komplikasyon oranlarını azaltma amacı ile ortaya atılmıştır. Aort cerrahisinde RSP nın ilk plenlı kullanımı ise japonya'dan Ueda ve arkadaşları tarafından bildirilmiştir. RSA+HSA'nın sadece HSA ya oranla daha iyi bir koruma sağladığını ortaya koyan deneysel ve klinik çalışmalar vardır. Bununla birlikte RSP'nın faydalı etkisinin beyne oksijen ve substrat sunumundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı konusunda ciddi şüpheler vardır. RSP beynin sirkulatuar arrest sırasında ısınmasını önlemekte, arrest sırasında biriken toksik maddeleri ortamdan uzaklaştırmakta, arkus aorta açıldığında karotislere yolu ile oluşacak hava ve partikul embolilerini serebral damarları ters yönde yıkayarak önlemektedir. Tüm bu saydığımız faktörler RSP nın yararlı etkilerinin ortaya çıkmasında kümülatif bir etki yapıyor olabilirler. Aort cerrahisi sırasında sirkülatuar arrest kullanılan hastalarda gelişen nörolojik komplikasyonları kabaca fokal ve diffüz nörolojık komplıkasyonlar olarak ayırmak mümkündür. Fokal nörolojık komplikasyonlar sıklıkla embolık kökenli stroklardır. diffüz nörolojik olaylar ise sıklıkla geçici olaylardır. Ergin ve ark. tarafından %19-25 arasında değişen oranlarda görüldüğü bildirilmektedir ve beynin korunmasındaki yetersizlikten