2 Ocak 2011 Pazar

kanlı balgam,kanlı balgam sebepleri,nedenleri,kanlı balgam neden olur? tedavisi

Kanlı balgam nedenleri pekçoktur; ama hastaların incelenmesi, hekimi hızla teşhise götürür. Kalbin dinlenmesi ve toplardamar trombozu belirtilerinin sistemli araştırılması, kalp damar sistemiyle ilgili nedenleri hemen bir yana bırakmayı sağlar. Göğüs filmi ve bakteri incelemesi, verem olup olmadığını aydınlatır. 40 yaşını aşmış bir kişide kanlı balgam, akla hemen bir bronş kanseri olasılığını getirir.

Kanlı balgamın üçüncü büyük nedeni, bronş genişlemesidir. Öteki nedenlerin araştırılmasına, ancak bu olasılıklar bir yana bırakıldıktan sonra başvurulur. Bu durumlarda eksiksiz bir sorgu, bronkoskopi ve tam bir klinik muayene, çoğunlukla teşhisi sağlar.Kanlı balgamın başlıca nedenidir.


Verem teşhisi şunlara dayanır:

— hastanın geçmişinde bir birincil verem, bir bulaşma öyküsü, genel durum bozulması ve sinsi ateş araştıran sorgu;

— öksürük ve ateş varlığını gösteren klinik muayene;

— teşhisi doğrulayacak olan tamamlayıcı muayeneler (radyografi ve tomografiler hastalığı akla getiren görüntüler verirler; bakteri incelemesi temel muayenedir; verem basili tekrar tekrar aranmalıdır).Doku ölümü sonucunda kovuk içindeki damarın yırtılmasının sonucudur; günümüzde çok ender raslanmaktadır.

Kanlı balgam şu durumlarda ortaya çıkabilir:

birincil bir verem sırasında;

— geç bir lenf bezi bronş veremi sırasında;

— özellikle bir iltihap bulunduğunda, verem kökenli bronş daralmaları durumunda.

Çoğunlukla akciğer bronş urlarının başlıca nedenidir; 40 yaşını aşkın erkeklerde kanlı balgam, kanseri akla getirir.Hastalığın belirtisi olan kanlı balgam, ender olarak «ağaç çileği peltesi» görünümündedir. Çoğunlukla az miktardadır.

Sabahları görülür, üst üste çıkarılır; tek basmadır ya da yalın akciğer bronş iltihaplarıyla birliktedir. Çok şiddetli olabilir. Bu durumda, yaygın ur yıkımına bağlıdır.Klinik belirtiler inatçı bir öksürük, mediyastin basısı belirtileri ve çomakparmaklılıktır.

Tamamlayıcı muayeneler çok önemlidir. Röntgen filminde şunlar görülebilir:

— mediyastinde ya da akciğer dokusunda saydamsızlıklar;

— akciğerlerde havalanma bozuklukları;

— akciğer zarında sıvı toplanması. Bronkoskopi çoğunlukla uru ortaya çıkarır ve o sırada alman parçanın (biyopsi) incelenmesi, urun tipini belirler.

Akciğere yayılmalar (metastazlar), kanlı balgamlarla ortaya çıkabilirler.

Özellikle gençlerde nispeten sık görülürler. Çoğunlukla, yalın bir bronş akıntısı biçiminin evrimi sırasında ortaya çıkarlar.

Katışıksız kanamalı biçim (kan), çok ender sözkonusudur. Teşhis, lİpiyodol ile bronkografiye dayanır; bronkografi, genişlemeleri, yaygınlıklarını ve yerlerini gösterir.

Başlıcaları şunlardır:

Enfeksiyon kökenli akciğer hastalıkları

— kusma biçiminde balgam çıkarmaya öncülük eden akciğer apsesi;

— ivegen bakteri ya da virüs kökenli akciğer hastalıkları (gribin kanlı balgama yolaçmasına oldukça sık raslanır).(hidatik kist) ile asperjillozdur.

(Teşhis, röntgen filminde üstünde çok ince aydınlık bir hilal bulunan yuvarlak bir saydamsızlık görülmesiyle doğrulanır; verem basili aranması negatif sonuç verir).

Röntgen filmi normal olduğunda, hastaların 2/3’sinde kanlı balgamın nedeni bronş iltihaplarıdır.

Bunlar arasında bronşa giren yabancı cisimler, bronş astımı, bronş mantar hastalıkları sayılabilir.

Kanlı balgam, hastalığı ortaya çıkarıcı belirti olabilir; tipik olarak parça parça gelen siyahımsı, kanlı bir balgamdır. Ambolinin nedeni olan çevresel toplardamar iltihabı araştırılır:

Kendiliğinden ağrı, baldır yumuşaklığının azalması ve loğusalık, ameliyat geçirmiş olma, yatağa bağlı kalmış olma gibi hazırlayıcı durumların varlığıyla tanınır.Kanlı balgam genç bir kadında ortaya çıkmışsa, sistemli olarak ikili kapak darlığı araştırılır.

Kanlı balgam bu durumda, çaba harcama sırasında çıkarılan kırmızı kanla nitelenir. Teşhis, kalbin dinlenmesinde anormal kalp seslerinin duyulduğu klinik muayene ile röntgen filmi çekme (büyük bir sol kulakçık görülür), elektrokardiyogram (sol kulakçık yüklenmesi gösterir) gibi tamamlayıcı muayenelere dayanır.

Bunlar arasında ikili kapak yetmezliği, aort yetmezliği ya da darlığı, kalp yetmezliği, atardamar yüksek basıncı, doğuştan kalp hastalıkları sayılabilir.Süite verem basilinin varlığını saptamak için yapılan laboratuvar incelemesinde açık (delici) bir darbe sonucu ortaya çıkan kanlı balgam, bir kaburga kırığı ve akciğer yaralanması araştırmaya yöneltecektir.
Hastaların yüzde 10-20’sinde hiçbir neden bulunamaz. Hastayı düzenli olarak gözetim altında tutmak önemlidir. Çünkü bir akciğer veremi ya da kanseri olasılığı büyüktür.

Çölyak hastalığı,Çölyak hastalığı nedir? çölyak hastalıığı bilgi

Çölyak hastalığı halk arasında adı pek bilinmeyen bir hastalıktır. Bir çok kişi karın ağrısı ve şişkinlik diye geçiştirdiği şikayetlerin, çölyak hastalığı belrtisi olduğunu bilmeden yaşamına devam etmektedir.

Çölyak Hastalığı Nedir

Çölyak Hastalığı (Celiac Disease- gluten enteropatisi ) bir ince bağırsak allerjisidir. Gluten adı verilen proteine karşı gösterilen hassasiyet sebebiyle gelişir.

Çölyak hastaları buğday, arpa, çavdar ve bir dereceye kadar da yulafta bulunan ve gluten adıyla bilinen proteine tahammül edemezler. Çölyaklı hastalar gluten içeren yiyecekler yediğinde, onların bağışıklık sistemleri ters etki gösterir ve ince bağırsaklara zarar verir. Özellikle çok küçük ve parmak şekline benzeyen villus olarak adlandırılan ince bağırsaktaki emilimi sağlayan yapılar düzleşir ve görevini yapamaz hale gelir.

Çölyak Hastalığının Sonuçları

Çölyak hastalığı bağırsaklardaki sindirimi sağlayan villus denilen yapıların bozulmasına neden olur. Bu sebeple besinlerin ince bağırsakta emilmesini önleyen ve ince bağırsakta hasarlar oluşturan bir sindirim hastalığıdır. Kişi ne yerse yesin, sağlıklı beslenemez.

Çölyak Hastalığının Sebepleri Nelerdir

Çölyak hastalığı genetik bir hastalık olarak bilinir yani kişinin ailesinde bu hastalığın çıkma ihtimali yüksektir. Diğer çölyak hastalığı sebepleri ise şunlardır: Bazen bir ameliyat, çocuk doğumu, gebelik , viral enfeksiyon veya şiddetli duygusal stresten sonra çölyak hastalığı oluşabilir, ya da tetiklenebilir.

Çölyak Hastalığı Ne Zaman Ortaya Çıkar

Çölyak hastalığı kişinin hayatının her hangi döneminde ortaya çıkabilmektedir. Çölyak bazı kişilerde çocukluk, bazılarında ergenlik, bir kısmında ise orta yaş grubunda Yalnızortaya çıkabilmektedir. Yalnız en çok sekiz ile oniki aylık çocuklarda, ve otuz ile kırk yaş arasında ortaya çıkmaktadır.

Bel fıtığı,belfitığı belirtileri,bel fıtığı tedavisi,bel fıtığı nasıl geçer?

Bel ve sırt ağrıları, soğuk algınlıklarından sonra hayatımız boyunca karşılaştığımız en sık problemlerden biridir. Bel ağrısı bir hastalık olmayıp bir belirtidir ve bel ile ilgili bazen de ilgisiz pek çok rahatsızlığın habercisidir. Halk arasında bilinen isimleri ile lumbago, siyatik ( Bel kayması farklı bir hastalık grubunu temsil eder ve çoğu zaman yanlış kullanılmaktadır) daha sık orta yaş grubunda izlenir ve devam süresine göre 3 aya kadar olanlar akut kabul edilir. Ağrının şiddeti günlük yaşantıyı etkilemeyen sadece belli hareketlerle orta çıkan ağrılardan, kişiyi hareketsiz bırakacak düzeye kadar olabilir. Ağrının oluşumunda kilo, fiziki aktivite, meslek, sigara alışkanlığı, oturma pozisyonu, gece yatış şekli ve yatağın yapısı, hatta kişinin psikolojik durumu etkilidir. Bunun yanında bel ile ilgisi olmadığı halde böbrek hastalıkları, kadınlarda yumurtalık iltahabı, pelvik iltahabi hastalıklar ve bazı karın içi organları ile ilgili hastalıklar bel ağrısı yapabilir veya bel ağrıları ile karışırlar.


Omurga sistemimiz, baştan karın içi organlarına kadar vücudumuzun tüm ağırlığının 2/3 taşıyan aynı zamanda buradaki kas-bağ dokusu ile ayakta dik durmamızı temin ederek yürümemize yardımcı olan önemli bir yapıdır. Üst üste dizilmiş tespih taneleri gibi 24 ü hareketli toplam 30 adet omurga kemiği, hepsinin ortasında tüm organların çalışmasını düzenleyen ve hareketimizi temin eden omur iliğin geçtiği uzun bir tünel ve her omurun arasında süspansiyon görevi gören disklerden oluşmuştur. Ayrıca her bir omurga kemiği ile eşzamanlı sağa ve sola birer adet ağaç dalı benzeri sinir kökleri çıkar. Bu yapılar omurga, etrafını saran sağlam kas ve bağ dokuları ile çevrelenmiştir. Tüm bu yapılar birbiri ile ilişkili ve eşgüdüm halinde işlevlerini yerine getirirler. Bunu yaparken dik hale getirilmiş boğaz köprüsü ve ağırlığı taşıyan halatların gösterdiği karşı direnç benzeri, olağan üstü bir yüke karşı kişiyi ayakta ve dik tutmaya çalışırlar. Yerden alıp kolumuzu uzatarak tuttuğumuz 250 gr lık bir portakal, bele 2,5 kg lık yük bindirir. Bu açıdan aslında bel ve sırt kasları ile bağ dokuları devamlı stres ve yük altındadır. Bu kadar büyük ağırlığa karşı koyan bu yapının incinmesi veya bir takım rahatsızlıklarının ortaya çıkması oldukça kolaydır. Sistemin mekanik olarak zorlanması, ek yük binmesi, uygunsuz pozisyonda uzun süre kalınması sonucu bel ve sırt ağrıları ortaya çıkar. Başka bir deyişle tüm bel ve sırt ağrılarının % 80 i kemik, kas ve bağ dokularında organik bir bozukluk olmaksızın ortaya çıkan Mekanik Bel ve Sırt Ağrılardır. En sık oluş biçimi ağır bir eşya kaldırmak, sürüklemek, itmek şeklinde olabileceği gibi ani yere veya yüz yıkamak için lavaboya eğilmekle de çıkabilir. Bu tür ağrılar 48- 72 saat içinde istirahat ağrı kesiciler ve sıcak uygulaması ile azalır, 1-2 hafta içinde tamamen geçer. Uzaması halinde başka hastalıklar düşünülmelidir.

Vücutta 24 adet hareketli omur arasında bulunan ve süspansiyon görevi gören jelatinöz kıvamdaki disk dediğimiz yapılar, fiziki travma, ters hareket veya beslenmesi ile ilgili problemler nedeni ile normal yapıları bozularak şekil ve yer değiştirebilir, çok yakınındaki sinirleri veya omuriliği sıkıştırabilir. Bunun sonucunda değişik düzeylerde belde, ayaklarda ve ayak parmaklarında ağrılar, uyuşukluklar, kuvvet kaybı hatta idrar ve büyük abdest çıkışında denetimsizlikler ortaya çıkar. Ağrı, hareketle artan, belden başlayıp kalça içinde bıçak saplar tarzda ayak parmakları veya topuğa kadar uzanan, beraberinde veya tek başına uyuşukluk, kuvvet kayıpları ortaya çıkarabilir. Kimi zaman da kişiler özellikle yol yürümekle şikayetlerinin artığı ve dinlenmekle azaldığını söylerler. Bu şikayetlerin varlığı berberinde muayene bulgularının pozitifliği bizi bel fıtığı tanısına yaklaştırır

Bel ve sırt ağrısı yakınması olan hastaların tanısında hastalığın hikayesi, nörolojik muayene beraberinde radyolojik incelemeler ile % 98 doğrulukta tanı koydurur. Radyolojik incelemeler son derece yol gösterici olmala birlikte tek başına anlamlı değildir. Başlangıç aşamasında direkt röntgen, kan tetkikleri daha sonra bilgisayarlı tomografisi, EMG (Elektromiyografi) ve cerrahi gerekiyorsa yada hala tanı konamamışsa manyetik rezonans görüntüleme (MRG) incelemeleri gerekebilir. Bunlarda hiç biri tek başına yeterli değildir.

Bel ile ilgili rahatsızlıklar kireçlenme, bel fıtığı, bel kaymaları ve romatizmal hastalıklar ilerleyici rahatsızlıklardır. Bir kez tanı kondu mu geri dönüşü mümkün olmayan bu hastalıklarda tedavinin amacı hastalığın ilerlemesine engel olmak, nörolojik hasarı engellemek veya olmuşsa geri döndürerek normal fiziksel aktiviteyi tekrar temin etmek. Bu amaçla:uygulana tedavi yöntemleri şöyle özetlenebilir



A) Akut Dönemde

1) Tutucu tedavi

I. İlaç Tedavisi, ağrı kesici ve kas gevşetici

II. Mutlak yatak isitirahati ( Ayağa kalkmadan 7-10 gün )

III. Bölgesel Sıcak uygulaması

IV. Traksiyon ve korse? ( Traksiyon yani çekme yararı konusunda tartışmalar mevcuttur. Son gelişmeler çerçevesinde artık uygulanmamaktadır. Korse kullanımı ise özel durumlar dışında tavsiye edilmez. )

B) Kronik Dönemde

1) Fizik Tedavi

I. Uzman kişilerin denetiminde uygulanan tedavilerdir. Hastalığın tedavisinden çok ağrının ve sinir çevresinde ödemin azalması, kasların gevşemesine yardımcı olurlar.

II. Kaplıca Tedavisi: Dahiliye ve kardioloji doktorlarının izni ile fizik tedavi uzmanın önerileri doğrultusunda en az 3 hafta olacak şeklide ve uygun tür kaplıca seçimi ile faydalıdır. Ancak mevcut patolojiyi yok etmez, ağrıya yöneliktir.



2) Egzersiz Tedavisi ve Bel okulu: Cerrahi öncesi veya sonrası hekimin önerisiyle Fizik tedavi Uzmanının tavsiye ve değerlendirmeleri ile bel-sırt kaslarının güçlendirmeye yönelik kişiye özel egzersiz programı uzun vadede gerçek anlamda koruyucu bir tedavi yaklaşımıdır. Bu tedavi sabırla ve düzenli şekilde uygulandığında bel fıtığı ve kireçlenme oluşumunu engellemekte ve var olanların kötüleşmesini yavaşlatmaktadır.



3) Cerrahi tedavi

Bel fıtığı konusunda çok farkı yöntemler olmasına karşılık (Laser terapi, Kemonükleozis, makrodiskektomi vb.) bu gün tüm dünyanın tercih ettiği yöntem mikrodiskektomidir. Bir günlük hastanede yatış süresi, cerrahi sonrası 2-3 haftalık bir dinlenme sürecinden sonra normal yaşantısına dönen hastalar bundan sonra hayatlarında daha önceden yaptıkları hatalarını tekrarlamamak kaydı ile tam şifa elde ederler.

Mikrodiskektomi 3 mesafeye kadar olan müdahalelerde başarı ile kullanılan bir yöntemdir. Bel ilgili hastalıklarda diğer tedavi yöntemlerinin başarısız kaldığı, istenen sonucun elde edilemediği yada nörolojik hasarın tespit edildiği durumlarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Cerrahi tedavide genel prensip hastaya ve dokularına en az zarar veren ve en az riske sokan, komplikasyon riski en az yöntemin tercih edilmesidir. Bu arada kişinin daha önceden sahip olduğu sistemik hastalıklar, yaş ve hasta-hekim uyumu çok önemlidir. Gereğinde hasta dahiliye, kardioloji ve anestezi gibi ilgili branş doktorlarınca da değerlendirilerek en uygun tedavi yaklaşımı seçilir. Cerrahi yöntem olarak son 20 yıldır tüm dünyada ve ülkemizde Mikrodiskektomi gittikçe daha fazla tercih edilmektedir. Bu işlemde ameliyatlar yüksek büyütmeli mikroskoplar ile yapılarak gözle görülemeyen patolojiler tespit edilebilmekte ve dokular son derece ayrıntılı görülebilmektedir.

Helen eğer kısıtlayıcı bir faktör yoksa, bu yöntemden bir aşama daha ileri gidilerek Epidural-spinal Anestezi ile İnterlaminar Mikrodiskektomi yöntemi kullanmaktayız Bu yöntem aslında bilinen ancak az kullanılan olup klasik mikrodiskektominden farklı olarak ameliyatlar, 2 cm lik cerrahi kesiyle mikroskop eşliğinde yapılmasına karşılık sadece yumşak dokuların arasından ve kemik alınmadan gerçekleştirilmektedir. Bu sayede son derece konforlu ve güvenli bir ameliyat gerçekleştirilmekte, ameliyat sonrası dönemde de hızlı bir geri dönüş temin edilmektedir. Hastalar 6 saat içinde ayağa kaldırılmakta ve hastanede yatış süresi 1 gün ile sınırlanmaktadır. Hastaneden çıktıktan sonra 10 günlük yatak ve 10 günlük ev istirahati sonrası günlük iş ve sosyal yaşantılarına geri dönüş mümkün olmaktadır.

Beldeki kireçlenmelerde de, eğer diğer tedaviler yetersiz kalıyorsa, oluşan sinir sıkışıklıklarını azaltmaya yönelik gevşetici Epidural-spinal Anestezi ile Mikrocerrahi uygulanabilir. Bu işlem ile sinirlerin etrafında onların hareketini ve çalışması engelleyen fazla kemik dokuları tıraşlanarak alınır ve sinir rahatlatılır. Operasyonlar bu yöntemle tahmin edilenin üstünde yüz güldürücü sonuçlar verir.

Hafif düzeyedeki Bel kaymaları da Epidural-spinal Anestezi ile İnterlaminar Mikrodiskektomi ve disk mesafesine Chace uygulaması ile başarıyla tedavi edilebilmektedir. Daha ileri bel kaymalarında, gereken sinir rahatlatma ve omurga stabilizasyon işlemleri uygulanarak kısa süre sağlığına kavuşması temin edilebilmektedir.

Tüm işlemler %90-95 başarı oranı gerçekleştrilmekte, ameliyat sonrası dönemde önerilere uyulduğu takdirde son derece iyi sonuçlar alınmaktadır. Başarı uzun dönemde kişinin genetik yapısı, kilosu, mesleği, sigara alışanlığı ve egzersiz programına uyumu ile orantılı olarak artmaktadır. Üçüncü haftadan sonra başlayan, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon kontrolünda bir programın uygulanması ilerisi için faydalı olacaktır.

Op. Dr. Bülent Fahri KILINÇOĞLU Beyin ve Sinir Cerrahisi