27 Aralık 2010 Pazartesi

Spor zararları,sporun zararları,sporla sakatlanma,spor

Spor yaparken küçük çaplıda olsa sakatlanmış biri olarak bu yazıyıyı yayınlamaya karar verdim
Sıklıkla, sporun sağlığı bozan bir çok faktörün kaynağı olduğu unutulur. Sporun yararlarını bir tarafa koyarak, “hasta olmak istiyorsanız spor yapın” da diyebiliriz.
Yılda milyona yakın ölümün spordan kaynaklandığı tahmin edilir. Ölümler yalnızca, otomobil yarışçıları ya da alpinistler gibi üst düzey sporcuların şaşırtıcı kazalarından kaynaklanmaz. Ölümlerin çoğu yetersiz hazırlanma yanlışlıklarından da kaynaklanır; güneş altında tenis oynamak, çok yoğun bir koşu sonrası ya da yüzerek gereğinden fazla kuvvetine güvenerek plajdan çok uzaklara açılma sonrası kramp girmesi nedeniyle boğulmaların görülmesi
Spora başlarken mutlaka çok dikkatli olunmalı ve hekimin öğütleri göz önüne alınmalıdır. Kırk yaşından sonra, sağlıklı olsanız bile, özellikle kardiyak yıkımlardan sakınmak için düzenli olarak hekim kontrolünden geçmek gerekir. Spora bağlı kazalar ve sonuçlarını 4 guruba ayırabiliriz; kalp-damar bozuklukları, travmatik sorunlar, hareket sisteminde aşırı işlevsel sorunlar ve dopinge bağlı sorunlar.
1. Hareket sistemi üzerine: Hareket sisteminde görülen rahatsızlıklar çok fazladır fakat ağır bir sorun değildirler. Önem derecesine göre sıralayacak olursak;
Kas tutuklukları; bu sonunlar, aşırı bir çalışma sonrası kaslarda biriken aşırı toksinlerin, özellikle laktik asitin birikmesinden kaynaklanır. Bu olay çalışmadan 24 saat sonra başlar ve 2-3 gün kadar sürebilir. Bu durum da çok su içmeli ve kaslara yumuşatıcı pomadlar sürülmelidir. Sauna ya da sıcak bir banyo iyi bir etki sağlayabilir.
Kasılma; istemsiz kas kasılmalarıdır, refleks bir reaksiyondan, aşırı uzamadan ya da eklem travmasından kaynaklanırlar. Olayın durumuna göre kas üzerine buz ya da tersine, sıcak banyo ve masaj uygulanır.
Uzama; kas liflerinin gerilmesine neden olan, kasın elastikiyet sınırının aşılmasıdır. Bu durumda zorunlu olarak tüm masajlardan kaçınmak ve liflerin toparlanması için 10 gün beklemek gerekir.
Lif kopması; belirli sayıda kas liflerinin yırtılmasından kaynaklanır ve beraberinde kas düzeyinde bir iç kanama görülür. Masaj sakıncalıdır, iyileşme en az bir ay sürer.
Kas Yırtılması; kasın yırtılması çok ağır bir tablo oluşturur. Cerrahi bir girişim gerektirir.
Tendinit; sporcularda sıklıkla görülür. Genellikle aşil tendonunda, pubisde, diz kapağında, uyluk addüktörlerinde ve dirsekte odaklanırlar (tenisçi dirseği). Tendinitler bazen tüm sportif aktivitelerin bir süre kesilmesini zorunlu kılar.
2. Kalp-damar sistemi üzerine; kalbin, saygı gösterilmesi gereken sınırlarının bilinmesi gerekir. Bu tür riskler özellikle; uzun süreden beri spor yapmayan, hiçbir ön hazırlığı olmayan, akşam karar verip sabah başlayan, kırk yaş üzeri yetişkinlerde ortaya çıkmaktadır.
Çok anlamlı bir örnek squaç tır ve görünmediği kadar çok şiddetli bir spordur. Tenis ve koşu da, özellikle güneş altında uygulandıkları zaman, bazen tehlikeli sporlar olarak ortaya çıkarlar.
Sigara içmek ya da önemli bir fizik aktiviteden sonra saunaya girmek gibi yanlışlardan da kaçınmak gerekir.
3.Doping; Yıllardan beri doping sorunu kaygı verici boyutlara ulaşmıştır, 1988 de Seul Olimpiyatlarında Ben Johnson un altın madalyasının geri aalındığı hatıralardadır. Doping olarak kullanılan ürünlerin listesi hayli kabarıktır, özellikle yapay olarak performansta iyileşme sağlayan anabolizanlar ön sırayı almaktadır. Bunlar çoğunlukla vitaminler gibi psikolojik etkiye sahiptirler. Üstelik, düşüncesizce bu riski göze alan sporcuların yaşam ve sağlıkları için gerçek bir tehlike oluştururlar.
Anabolizanlar; bunlar hormonlardır, erkek testosteronu olarak takdim edilirler. Yoğun bir antrenmanı uygulamak koşuluyla önemli ölçüde kas kitlesini artırırlar. Kaslarda kitle artışı görülse bile tendonların üzerine hiçbir etkileri yoktur, kasın kasılma kuvveti tarafından kopmalar olabilir.
Anabolizanlar bazen tehlikeli tendon kopuklarına yol açmaktadırlar. Bunun yanında, kadınlarda geri dönüşümü olmayan erkekleşme, :-):-):-):-)üel yaşam bozuklukları, bazen kanser (özellikle prostat kanseri) gibi çok ağır tabloların kökenini oluştururlar.
Amfetaminler; en çok bilinen ürünlerdir, uyarıcı ilaçlardır. Açlık duygusunu, özellikle yorgunluk hissini yatıştırırlar. Yarışma esnasında öfori sağlarlar ve sporcu kendisini yenilmez hisseder. Fakat, uzun sürede önemli psikolojik bozukluklara yol açarlar, özellikle kişi sürekli olarak hallisünasyonlar ile karşı karşıya kalır.
Kortikoidler; strese karşı mücadeleye ve çabuk toparlanmaya olanak sağlarlar. Fakat, hormonal sistemi tamamen bozarlar, kas ve tendon düzeyinde ağır yaralanmalara yol açarlar, bazen diyabete neden olurlar ya da kullanımlarından uzun yılar sonra osteoporoza yol açarlar.
Kardiyak uyarıcılar; uzun zamandır, yarışma öncesi eritrosit enjeksiyonu, özellikle dayanıklılık sporlarında destekleyici rol oynadığı sanıldı. Oysa, bu doping tamamen etkisizdir ve günümüzde terk edilmiştir. Kardiyak tonik olarak bilinen ünlü efedrin bir çok öksürük şurubu ve burun damlası gibi ilaçlarda bulunur. Kafeinin aşırı tüketimi yasaktır, fakat yinede kontrole yakalanmamak için 6-8 fincan içilebilir.
Medikal kontrol; sportif bir aktiviteye başlamadan önce medikal bir kontrolün yapılması kaçınılmazdır. Bu kontrol özel bir merkezde yapılmalıdır. Bu kontrolün amacı, genel olarak bir sporu yapmaya ya da belli bir spor için olası yasaklı durumların varlığını saptamayı amaçlar. Bu durum EKG, kardiyak enzimler, röntgen ve hastanın muayenesi ile araştırılır.
Kesin yasaklı durumlar;
-yeni geçirilmiş miyokard infarktüsü
-tipik göğüs ağrısı
-konjenital kardiyopati (doğuştan kalp hastalığı)
-kardiyomiyopati (kalp kasının kasılma özelliğinin azalması)
-akut perikardit (kalp zarının iltihabi hastalığı), miyokardit (kalp kasının iltihabi hastalığı),
-kalp ritim ve iletim bozuklukları
Göreceli yasaklı durumlar;
-miyokard infarktüsü; yeterli bir aradan sonra (en az 6 ay) ılımlı egzersizi engellemez, fakat yarışma yasaktır,
-kalp ritim bozuklukları (hastanın takibi gerekir),
-göğüs ağrısı (EKG ve kardiyak enzimler normal, atipik göğüs ağrısı olursa spor yapılabilir),
-orta derece arteriyel hipertansiyon (yüksek hipertansiyon yasak) ,
-tansiyonu düşük olanlar ya da efor testinde tansiyonu yükselmeyenler
Bu incelemelerden sonra, hekim size yapabileceğiniz sporu önerecektir. Mesela, kulak ağrınız var ise suya dalmanız yasaklayacaktır.

Limon yağı,Limon yağı nedir?Limon yağı faydaları,nerede kullanılır?

Diğer isimleri: (Zitronenbaum / Limonier citronnier / Lemon tree / Lemon / Citron)
Doğada: Mart-Ekim ayları arasında beyazımsı-pembe renkli, güzel kokulu çiçekler açan, 3-5 m boylarında, kisin yapraklarını dökmeyen küçük boylu ağaçlar. Vatani Çin olup, Akdeniz bölgesinde geniş çapta yetiştirilir. Akdeniz bölgesi ve Doğu Karadeniz de ülkemizde yetişir.
Özellikleri: Doku yenileyici, sakinleştirici, antiseptik, anti bakteriyel, anti viral, anti histaminik ve antidepresan.


Kullanıldığı yerler:


Kompres olarak/Banyo suyuna Buhar yoluyla: Tazeleyici ve aktive edici Ruhsal sıkıntılardan kaynaklanan kaygıları ortadan kaldıran dengeleyici etkiye sahiptir.
Masaj yoluyla: Baş ağrısını giderici, depresyon önleyici, idrar yolu ağrısını dindirici ve rahatlatıcıdır. Kuvvetli mikrop öldürücü, kullanıldığı bölgede 20 gün kadar antiseptik etkili. Adale kuvvetlendirici. Spor sakatlıklarında masaj için çok uygundur. Karaciğer ve safra kesesi fonksiyonlarını düzenleyicidir.
Losyon olarak: Böcek sokmalarında kaşıntı giderici, egzama ve soğuk tahrişlerinde tedavi edici özelliği vardır. Cildi temizler. Ağız çalkalama suyu veya gargara olarak: Boğaz ağrısı giderici Uyarılar: Güneşlenmeden önce kullanmayın, tahriş edici özelliği çok yüksektir.

Lif kopması,lif kopması nedir?Lif kopması tedavisi

Kronik ağrılı durumlardan birisi olan fibromyalji kendisini “ her yerim ağrıyor “ “çok yorgunum” yakınması ile ortaya koymaktadır. Günlük yaşam kalitesini ciddi olarak bozan bu rahatsızlık daha çok geç ve orta yaştaki kadınlarda görülmektedir.Tıbbi anlamda nedeni henüz tam olarak ortaya konamamış olan fibromyalji’ nin tedavisi de o denli zor bir rahatsızlıktır.Otoimmün bir rahatsızlık olduğu düşünülmekte ve vucutta seratonin eksikliğinin, bir çok yakınmanın nedeni olduğu konusunda görüşler yoğunlaşmaktadır. Bu hastalar farklı farklı disiplinlerdeki doktorlara müracaat ederek dertlerine çare aramakta fakat her defasında hayal kırıklığına uğramaktadırlar. Halk arasında “ adale romatizması” tabiri bu hastalık için de kullanılmaktadır.

Fibromyalji hastaları genel olarak “ asabı bozuk “ hastalardır. Ağrıları daha çok omuz ve kalça bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Hastaların %30 unda depresyon belirtileri söz konusudur. Her tarafalarının ağrıdığını, bir türlü dinlenemediklerini ve uykularının düzensiz olmasından yakınırlar. Bu rahatsızlıkta: Yakınmalar 3 aydan fazla sürmüşse;

1-Uyku bozuklukları ki sabah dinlenmemiş olarak uyanırlar. Hastaların %60 ında vardır.

2-Vucutta bilinen 18 hassa noktanın yaklaşık 11’inde basmakla ağrılarında artış söz konusudur. Bu duyarlı noktalar doktor muayenesinde eldeki en önemli kanıtı oluşturmaktadır.

3-Sabah sertlikleri %70.Vucutlarının bazı bölgelerinde kas spazmları ve sertlikler (nodüller) oluşmuştur. Tanı bu kriterlere göre konur.

Bu hastalarda baş ağrılarıda sık görülmekte normalde ağrı oluşturmayan bazı uyaranlar örneğin soğuk, üzüntü bu hastalarda ağrıyı tetiklemektedirler.

Bu hastalıkta tanı koymanın yolu hastayı çok dikkatli ve detaylı bir şekilde dinlemek ve bilinen 18 noktanın 11 tanesinde hassasiyetin varlığıdır. Labratuar tetkiklerinin bir anlamı olmayıp şüpheli başka durumların ayırdında faydalı olabilir.

Tedavi:

Bilinmelidir ki bu hastalara, şu tedaviyi uygularsak faydalı oluruz diyebileceğimiz bir formulümüz elimizde mevcut değildir. Tedavi hastadan hastaya değişmektedir. Ancak yine de kaba hatları ile hastalarımızda netice aldığımız önerilerimizi belirtmek istiyorum.

Bir keresinde bu hastalarımıza mutlaka bir antidepressan önermekteyiz( en az 6 ay) bu, bizce tedavinin %50 si demektir. Tedavinin diğer boyutunda ise bir çok seçenek bulunmakta ve hastalar bunlar arasından kendilerine en uygununu seçmelerini istemekteyiz. Bu seçenekleri de kısaca belirtirsek; Germe egzersizleri veya birlikte sıcak + soğuk sprey uygulamaları. Fizik Tedavi, Akupunktur, Kuru iğne veya LASER iğneleri. Kas içersine OZON ve veya birlikte intravenöz sistemik OZON tedavisi.Ozon sauna fevkalade faydalıdır. Aerobik....gibi. Bunların yanında, Stresten uzak durmak,hareketsiz kalmamak,akşam uykuya dalışı bozacak; TV seyretmek,geç vakit yemek yemek, fazla çay ve kahve içmek, tartışmalardan uzak durmak önerilerimiz arasında yer almaktadır.Bu hastaların eşlerine de önemli sorumluluklar düşmektedir.Eşleri hoş tutmalı, tartışma ve suçlamalarrdan kaçınmalı , hülasa anlayışlı davranarak tedaviye yardımcı olmalıdır. Yoksa sürekli mutsuz, yorgun ve bezginlik hali herkese zarar verir. Sağlıcakla kalın.

Diz vücudun en büyük ve harekette hayati önemde bir eklemdir. Dizin sabitliğini yan bağlar ve çapraz bağlar sağlar.
Kaynak : yorumla.net - Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir. Uye Olmak Icin Tiklayiniz...
Çapraz bağlar diz ekleminin içinden uyluk(femur) ve kaval(tibia) kemiğini bağlar. Bu bağlar kısa bir halat gibi bu iki kemiği sıkıca birbirine bağlar , diz bükülürken ve düzken gerekli olan sabitliği sağlarlar. Önde bulunana ön çapraz bağ (ACL), arkada olana arka çapraz bağ (PCL) denir.

Yan bağlar femur ve tibia kemiklerini iç ve dıştan (dış yan bağ tibianın dış arkasında bulunan fibula kemiğine yapışarak indirekt yoldan tibia’yı sabitler) birbirlerine bağlayarak sabitler. Diz ekleminin her iki yana açılmasını engeller. Aynı zamanda bu kemiklerin dönme hareketlerini sabitlemede çapraz bağlara destek olur.

Ön çapraz bağ (ACL) yaralanmaları

ACL tibia’nın femur ‘a göre öne kaymasını engeller.Aynı zamanda tibia’nın dönme hareketini de engeller.

Ön çapraz bağ aşağıdaki şekillerde yaralabilir;

Ani yön değiştirme, diz dönmesi
Koşarken, kayarken yavaşlama
Zıplama sonrası yere inerken
Dize direkt darbe
Belirtiler

Ön çapraz bağınız yaralandığında hemen bir ağrı hissetmeyebilirsiniz. Bununla beraber bir kopma sesi veya diz kontrolünün bozulduğunu genellikle hissedilir. 2-12 saat içinde diz şişer ve ayağa kalkıldığında ağrı olur. Ortopedist görene kadar buz uygulaması ve bacağın yukarı kaldırılması ağrı ve şişlik gelişimini azaltır.

Ön çapraz bağ yırtığı ile yürünürse diz kıkırdağı zedelenebilir. Özellikle ayak sabitken vücud döndürüldüğü zaman, kaval kemiği (tibia) sabit kalırken uyluk kemiği (femur) döner. Bu kıkırdak üzerinde öğütücü-yaralayıcı bir etki yapar.

Tanı

ACL yırtıklarının temel tanı ve değerlendirme yöntemi muayenedir. Çeşitli muayene testleri vardır. Özellikle operasyon kararını verdiren stabilite testleri muayene ile yapılmaktadır.

Bu tip yaralanmaları olan hastalarda başka kemik patolojilerini tesbit için direkt röntgenler, eklem içi patolojiler için MRG istenebilir. Nadiren bazı vakalarda artroskobik muayene gerekebilir.

Tedavi

Cerrani ve cerrahi olmayan tedavi alternatifleri vardır.

—> Cerrahi olmayan tedavi;

Tam olmayan (parsiyel) yırtıklar
Yaş veya genel olarak düşükfiziksel aktiviteleri olanlar
Stabilite testlerinde (pivot shift testi gibi) genel stabilitesi iyi durumda olan
Dizlerde cerrahi tedaviye gereksinim duyulmayabilir. Bu tür hastaların ömür boyu uyluk ön ve arka adelelerini (quadriceps ve hamstring) geliştirici düzenli çalışma yapmaları, riskli aktivitelerde özel dizlik kullanmaları önerilir.

—> Cerrahi tedavi;

ACL yırtığı olan aktif ve spor yapmak isteyen hastalarda gereklidir. Zaman zaman diz dönmesine gelişen aktivitesi daha az olan kişiler de dize güveni geri getirmek ve kıkırdak hasarını engellemek için önerilmektedir.

Cerrahi tedavide genellikle artroskobik olarak diz çevresindeki bir tendon (veya bir parçası) kullanılarak ön çapraz bağın orjinal anatomisine uygun bir rekonstriksiyon sağlanır. ACL rekostriksiyon ameliyatı sonrası yaklaşık 3 aylık ciddi bir fizik tedavi ve rehabilitasyon programı uygulanır.

Arka çapraz bağ (PCL) yaralanmaları

Arka çapraz bağ (PCL),ACL kadar sık yaralanmaz. PCL yaralanmaları genellikle aşırı gerilme çekilme ile olur. En sık nedeni dizin ön tarafına doğru bükülmesi hareketi neden olur. Bu tür hareket yalnış bir adımla olabileceği gibi, snowbord, motosiklet, futbol gibi sporlarda daha sık oluşur.

PCL yaralanmasında diz sabitliğinde bozulma olur. Özellikle tibia femura göre geriye doğru kayar. Bu hareket yumuşak diz eklem kıkırdağının zedelenmesine veya incelmesine neden olabilir. Bu aşınma ileri dönemlerde kireçlenme ile sonuçlanabilir.

PCL yaralanmasında belirtiler ACL yırtıklarına benzerdir. Ancak dizde dönde gibi instabilite bulguları daha nadirdir.

PCL yırtığı olan kişilerin çoğu normal aktivitelerine iyi bir rehabilitasyon programı sonrası ameliyatsız dönerler. PCL’in tibia’dan bir kemik parçası ile kopuğu veya rehabilitasyona rağmen kaza öncesi performansına dönemeyen sporcularda operasyon gerekebilir.

Yan bağ yaralanmaları

İç yan bağdaki (MCL) küçük tam olmayan yırtıklarda cerrahi tedavi gerekmeyebilir. Bu durumda doktorunuzun kararına göre bir bandaj veya çeşitli dizlik seçeneklerinden biri kullanılabilir. Bu durumlarda günde 2-3 kez 15-20 dakika buz uygulaması , bacağı yukarıda tutma, istirahat şişlik ve ağrının daha hızlı iyileşmesine yardımcı olmaktadır.

Yan bağ yaralanmalarının ilk günlerinde dizdeki şişlik ve ağrı yaralanmanın ciddiyetinin muayene ile tesbitini zorlaştırabilir. Bu durumlarda doktorunuzun anesaaai altında muayene veya MR tetkiki tekliflerini ciddiye almak akıllıca olur.

Dış yan bağ (LCL) ve iç yan bağın tam yırtıklarında bağın lifleri yeterince güçlü iyileşmemesi dizde stabiliteyi riske atar. Özellikle genç ve spor yapan aktif insanlarda cerrahi tedavi tercih edilir. İç ve dış yan bağ yeni yırtıklarının cerrahisi kolay bir prosedürdür ve sonuçları oldukça iyidir. Cerrahi tedavi sonrası dizin eski fonksiyonlarına dönmesi yoğun fizyoterapi gerektiren bir dönem gerektirir.

Diz yan bağ yaralanmalarının yetersiz tedavisi sonucu oluşan dizin sabitliğinin bozulması spor yapmayı ve yüksek fiziksel aktiviteyi bozmakla kalmaz oluşan anormal hareket biçimi dizde erken kireçlenme gelişmesine neden olur. Bu durumda bağın rekonstriksiyon ( yeniden oluşturma) operasyonları< gerekir. Bu operasyonlar yeni yırtık operasyonlarına göre teknik açıdan daha zor ve tam iyileşme süresi daha uzun olmakla beraber iyi ellerde iyi sonuçlar vermektedir.


Prof. Dr. Nurettin LÜLECİ Algoloji-ağrı

Larenjit,Larenjit nedir? Larenjit hastalığı tedavisi,larenjit nasıl geçer?

Gırtlağın akut ya da kronik iltihapları olan larenjıtler sık görülür ve genellikle iyi gidişlidir. Ama çocuklarda solunum güçlüğüne ve nefes darlığına yol açma tehlikesi vardır. Erişkinlerde ise kronik larenjit sonrasında tıimöral süreçler gelişebilir. Bu nedenle hastalığın dikkatle izlenmesi gerekir

AKUT LARENJİT

Akut nezleli larenjit gibi sık görülen basit gırtlak iltihabında ses kısıklığı yaygındır; ses tellerinin ciddi bir biçimde etkilendiği bazı olgularda ses bütünüyle yitirilebilir (afoni). Hasta boğazının derinliklerinde güçlü bir yanma ve kuruma duyumsar. Boğazmda yabancı bir cisim varmış duygusuna kapılır ve boğazındaki “gıcığı” temizlemeye çalışır. Önemli bir belirti de kuru, rahatsızlık verici bir öksürüktür; hasta bir süre sonra balgam çıkarmaya başlar.

NEDENLERİ

Hastalık, ısı değişiklikleri sonucunda ortaya çıkar; soğuk, toz ve duman kolaylaştırıcı etkenlerdir. Üşütme de başlatıcı olabilir: Hava burun boşluklarından geçerken ısınır ve tozlardan, pisliklerden arıtılır; burun solunumu engellendiğinde, tozlar doğrudan gırtlağa ulaşarak iltihaba yol açabilir.
Akut nezleli larenjit genellikle kendiliğinden kısa sürede iyileşir, ama mesleklerinde sesini kullananlar için ciddi sonuçlara yol açabilir.
Bazen ağır gidişli olabilen bir biçim de grip larenjitidir.

Bu hastalığın etkeni bir virüstür ve daha önce açıklanan nezleli biçim hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Başka mikropların hastalık etkeni olan virüse eklenmesiyle belirtiler ağırlaşabilir. Genellikle özellikleri nezleli biçime benzeyen ve grip enfeksiyonu sırasmda ortaya çıkan bir gırtlak iltihabı biçimidir. Ses yitimi, yanma, öksürük gibi belirtileri vardır. Ama uzman bir hekimin muayenesinde, nezleli biçimde olduğu gibi şiş ve ödenıli görünen mukozada küçük damarlardan oluşan bir damar ağı ve kanama eğilimi saptanır, özellikle yaşlı ve zayıf düşmüş kişilerde sık olmak üzere iltihabı süreç, alt solunum yollarına yayılarak kanamalı bir soluk borusu-bronş iltihabına neden olur.
Ülserli ya da şiddetli ödem ve şişlikle seyreden daha ağır gırtlak iltihabı türleri de vardır. Larenjitler kızamık, tifo ve frengi sırasında da ortaya çıkabilir.
Gırtlak ödemi enfeksiyona ya da alerjik kökene bağlı olarak gelişebilir. Gırtlağın bazı bölgelerinin bağdokusu sıvı emerek (serum ve hücre) şişer ve gerilir. Ödemler arasında en yaygın olanı epiglot (besinlerin gırtlağa kaçmasını önleyen kapakçık) ödemidir; yutmayı güçleştirir ve ağır olgularda solunumu engeller. Ses tellerindeki Ödemler özellikle ses tellerinin alt yüzlerini etkileyerek solunum güçlüğüne ya da nefes darlığına neden olurlar. Bu da ağır bir boğulma tehlikesi yaratabilir.
Gırtlakta apse ve flegmon da (çoğunlukla ülserleşmeye ya da apseye yol açan bağdokusu iltihabı) gelişebilir. Bunun sonucunda kulaklara da yayılabilen çok şiddetli boğaz ağrısı ortaya çıkar, yutma ve solunum güçleşir. Ayrıca ateş ve vücut genelinde başka bozukluklar görülür.

TEDAVÎ

Bütün gırtlak iltihabı olgularında sigara içmemek ve olabildiğince az konuşmak gerekir. Hekim hastalığın yapısını aydınlattıktan sonra, uygun bir tedavi uygular. Tedavi, ağızdan ya da iğneyle verilen aşın kanlanmayı giderici ve iltihap önleyici ilaçlar ile solunum yoluyla ya da aerosol biçiminde yerel olarak verilen kanlanma giderici, ağrı kesici, mu-kus salgısını sulandırıcı ve kortizonlu ilaçlardan oluşur. Antibiyotik tedavisi çok az uygulanır.
Gırtlak ödeminde ilaçlar yetersiz kaldığında, trakeotomi (soluk borusunun delinmesi) gerekebilir. Böylece gırtlak tıkanıklığını gidermek için yeni bir solunum yolu sağlanır. Ödemlerin başlangıç evresinde ya da hafif olduğu durumlarda, toplardamar içine kortizon ve türevleri yüksek dozlarda verilir. Bu yolla ödem çözülebilir.
Apse ve flegmon (çoğunlukla ülserleşmeye ya da apseye yol açan bağdokusu iltihabı) olgularında, hekim antibiyotik tedavisi uygular ve gerekirse birikmiş olan irin kütlesi cerrahi olarak açılır.

KRONİK LARENJÎT

Yeterince tedavi edilmeyen ya da önemsenmeyen bir akut gırtlak iltihabı kronikleşebilir. Bu durum özellikle sürekli üşüten, sinüs iltihabı olan ya da sesini çok kullananlar (seyyar satıcılar, hatipler, öğretmenler) ile aşırı sigara içenlerde görülür. Ses fiz tonlarını yitirerek zamanla azalır, giderek inatçı bir hal alan öksürük görülür. Bazı olgularda öksürükle birlikte az miktarda balgam ya da kan çıkarılır.



Larenjit,faranjit ,grip,bronşit için daha önce yayınladığımız bitkisel kür için tıklayın

Ülserli kolit,ülserli koilt nedir? tedavisi,nedenleri,nasıl geçer

Ülserli kolit özellikle kalınbağırsağın son bölümleri olan sigmoit alt, düzbağırsağm (rektum) üst kısmını içeren bölgede çok sayıda yüzeysel ül-serleşmeyle ortaya çıkan bir hastalıktır. Bazı olgularda hastalıklı bölgenin mukoza dokusunda aşın hücre çoğalmasına bağlı olarak polipe benzer yapılar görülebilir. Ülserli kolit bütün kalınbağırsağı, bazen incebağırsağm son bölümü olan ileumu da etkileyebilir. Ama düzbağırsak ve sigmoit kolondan sonra en tehlikeli bölge, inen kalınbağırsağın düzbağırsağa komşu olan bölümleridir

NEDENLERİ
Ülserli kolit tek nedene bağlanamaz; bağırsak mukozasının çeşitli etkenlere karşı olağandışı tepkiler vermesi sonucunda ortaya çıkar. Bu etkenlerin başlı-caları aşağıda sıralanmıştır:

• Yapısal-kahtsal etkenler – Hastalık genellikle aynı ailede birçok kişide görülür.
• Psikosomatik etkenler – Ruhsal sıkıntıların vücuda yansımasıyla ilgili olan bu tip etkenler daha çok belli bir ruhsal yapıdaki (toplumsal uyum güçlüğü olan, ruhsal çöküntüye eğilimli) kişilerde görülür. Bu olgularda düş “kınk-hklan, duygusal darbeler, aile içi anlaşmazlıklar, toplumsal ve ekonomik sıkıntılar gibi hazırlayıcı koşullar hastalığın ortaya çıkmasına ya da alevlenmesine yol açar. Bu durumda psikolojik tedavi yararlı olabilir.

• Bağışıklık etkenleri Hastalığın oluşmasmda antikorların önemli rol oynadığı sanılmaktadır. Kalınbağırsaktaki bakterilere karşı antikor üretilirken, bağırsağın kendi mukozasına karşı da özantikorlar gelişmektedir.Olguların yüzde 50’sinde süt proteinine karşı antikor saptanmıştır; ama bunlara sağlıklı kişilerde de rastlanmaktadır. Aynca süte karşı tepki, yalmzca bağışıklığa bağlı aşırı duyarlılık durumunda değil, özel bir enzim olan laktaz eksikliği sonucunda da oluşabilir. Birçok ülserli kolit olgusunda bu enzimin eksikliğine rastlanmıştır.

Bütün dünyada oldukça yaygın biçimde karşılaşılmakla birlikte hastalığın görülme sıklığının uzun yıllardan beri aym düzeyde kaldığı söylenebilir. Ama eldeki istatistik veriler bölgeden bölgeye önemli farklılıklar gösterdiğinden anlamlı bir genel oran ve sayı vermek olanaksızdır.

Ülserli kolit olgularının yüzde 15′inde başlangıç belirtileri yaşamın ilk 20 yılında ortaya çıkar. Hastalığın en sık görüldüğü yaş grubu 20-30 arasıdır. Aynı aile bireyleri arasmda daha çok görüldüğünden, ülserli kolitin aile hastalığı özelliği taşıdığı söylenebilir. Aynca kadınlarda erkeklere oranla belirgin biçimde daha sık ortaya çıkar.Ülserli kolitin görülme sıklığına yönelik ilk aştırmalarda hastalığın geliri ve kültür düzeyi yüksek, önemli sorumluluklar üstlenmiş kişiler arasında daha çok rastlandığı sonucuna vanlmıştır. Kentlerde de kırsal kesime göre daha yaygındır.
ABD, İngiltere ve Danimarka’da ırk, çevre ve toplumsal-ekonomik koşullan kesin biçimde belirlenmiş gruplarda yapılan çalışmalar ise hastalığın sanılandan daha yaygın bir dağılımı olduğunu göstermiştir

LEZYONLARIN ÖZELLİKLERİ
Başlangıçta damarlarda bölgesel bir kan toplanması gözlenir. Bu nedenle lezyon-lann çevresindeki hücreler arası sıvıda artış olur. Hastalıktan etkilenen bölgeler ödemli ve kanamalıdır. Hemen ardından hasta bölgelerdeki bağırsak epiteli bütünlüğünü yitirir; mukoza ve mukoza altı katmanına kadar inen küçük çaplı doku ölümü ve ülser alanlan açılmaya başlar. Buna karşılık kas katmanı ile kalınbağırsağı dıştan örten seröz (sıvı içeren) katman hastalıktan etkilenmez.Hastalık ilerledikçe, doku Ölümü ve küçük ülser alanları çevreye doğru yayılarak daha f eniş ülserler oluşturur. Ülserler arasındaki mukoza aşırı kırmızı ve şiştir. Sonunda polipe benzer çıkıntılı kütlelerin oluşmasıyla bu bölgelerde hastalığa özgü tipik görünüm ortaya çıkar. Kalınbağırsağın hasta yüzeylerinde irinli ve kanlı bir sıvı birikir. Bunlar nedbe dokusu bırakarak İyileşir. Bu olaylann başlaması ya da yinelemesi hastalığın en temel belirtisi olan kanlı ishalin ortaya çıkmasına neden olur. Epitel katmanında doku ölümüyle seyreden iltihaplanma sonucunda mukoza artık kalınbağırsak boyunca su emebilme özelliğini yitirir. Aynca kasılmalar sıklaşır, lezyonlardan bağırsak boşluğuna sürekli kan sızmaya başlar. Kaslar büzüşür ve nedbe dokusunun gelişmesiyle ortaya çıkan biçim bozuklukları, bağırsağın sertleşip kısalmasına neden olur. Bu oluşumlar kalınbağırsak filminde kolayca ayırt edilen tipik bir görünüme yol açar.

BELİRTİLERİ
Ülserli kolit yalnız düzbağırsağı etkileyebilir (ülserli proktit) ya da düzbağır-saktan inen kalınbağırsağa yayılıp bütün kalınbağırsakta görülebilir (panko-lit). Hastalık dikkat çekmeden, çok sinsi başladığı için hekime genellikle geç başvurulur. Klinik tablo çok belirgin değildir. Genel olarak kendini kötü hissetme, kolay yorulma, çocuklarda büyümenin yavaşlaması, karın ağrılan, ishal nöbetleri, bazen de kabızlığı izleyen ishal nöbetleri gözlenir.İnatçı ve ve çok sık (günde 20′ye varan), kanlı, mukuslu ve irinli sıvı dış-kılama, karın ağnlan, kilo yitimi, anüs büzgen kasında ağrılı kasılmalar ve bununla birlikte acil dışkılama gereksinimi ve genel durumun bozulması, ülserli koliti düşündürür. Ateş her zaman ortaya çıkmaz. Bu durum, hastalığın kronikleştiğini gösterir.Alevlenme dönemleri birkaç hafta ya da birkaç ay sürebilir. Belirtilerin gerilediği dönemlerde, dışkılama normale dönse de, yumuşak dışkıda her zaman iltihap belirtileri bulunabilir. Gerileme dönemleri haftalar, aylar, hatta yıllarca sürebilir. Ama gene de alevlenmeler giderek sıklaşır ve daha uzun sürer.Ender de olsa akut, birden alevlenen ve ilerleyici biçimler görülebilir. Bu durumda kalınbağırsağın tümü hastalıktan etkilenmiş demektir. Sulu dışkılama aralıksız sürer; günde 30-40 kez dışküayan hastalar vardır. Genel durum son derece bozuktur ve hastalık çok ağırlaştığından hastanın vakit geçirmeden hastaneye yatırılarak tedavi edilmesi zorunludur.
KOMPLİKASYONLAR
Ülserli kolitin komplikasyonlan yerel ya da genel olabilir. Yerel komplikasyonların en sık görülenleri, hasta bağırsak ile yakın organlar arasında oluşan fistüllerdir. Aynca dölyolunda yaygın yalancı polip oluşumu, kalınbağırsak tıkanması, delinme, kötü huylu tümör gelişimi, bağırsağın torbalaşması ve ağır kanamalar görülebilir. Genel komplikasyonlar arasında emilimin çok aza inmesine bağlı olarak beslenme yetersizliği, beslenme ve metabolizma bozukluklan, bunlara bağlı olarak zayıflama ve kansızlık, eklem iltihabı, karaciğer iltihabı ve yağlanması sayılabilir.

TANI
Tanı yukarıda değinilen belirtilerin değerlendirilmesiyle konur. Kanlı, sü-müksü ve irinli dışkılamayla görülen İshal, kann ağnsı, makattan kan gelmesi, kilo kaybı, bağırsak kasılmalan, anüs büzgen kasmda ağrı, ateş, bazen oldukça tipik eklem ağrıları tanıya yardımcı belirtilerdir.
Kesin tam için sigmoidoskoptan yararlanılır. Bu yöntem anüsten düzbağır-sağa ve onu izleyen sigmoit kolona kadar uzatılan bir alet yardımıyla kalınbağırsak içinin gözle incelenmesi temeline dayanır. Ülserli kolit olgularının yüzde 90-95′inde inen kalınbağırsak, sigmoit kolon ve düzbağırsak mukozası hastalıktan etkilendiğinden, sigmoidos-kop Ülserli kolitin son derece tipik lez-yonlannı gösterebilir. Bunlar mukozada şişme, ülserler, sümüksü-irinli sıvı, kanama ve iltihap kökenli polip oluşumudur.Hastalıklı bölgelerden alman biyopsi örneklerinin incelenmesi ve daha sonra alman örneklerle karşılaştırılması tanıda önemli rol oynar. Bu işlem hastalığın bağırsak kanseri, bağırsak veremi, akut bakteri kökenli dizanteri gibi olgulardan ayırt edilmesi açısından da yararlıdır.Düzbağırsağm parmakla muayene edilmesi tam açısından çok değerli bilgiler verirse de, aşın ağrılı olması ve genellikle makat (anüs) çevresinde de iltihap bulunması nedeniyle hastaya sıkıntı verebilir.Kolonoskopi, yani sigmoit kolonu da aşacak biçimde kalınbağırsağın bir alet yardımıyla içerden gözlenmesi, tanıya yardımcı bir başka inceleme yöntemidir. Ama ilgili kalınbağırsak yüzeyi çok ince ve kolayca incinebilir olduğundan büyük bir özenle yapılması gerekir. Bu yöntemlerin içerdiği güçlükler nedeniyle bağırsak filmleri tamdaki önemini hâlâ korumaktadır. Öte yandan son derece duyarlı bir durumda olan kalınbağırsağa film çekmeden önce kontrast madde olarak baryum verilmesinin de sakıncaları vardır. Bazen hastalığın gidişi sırasında bağırsağın gergin olması, kontrast madde vermeden çekilen filmlerin de tanıda kullanılabilmesini sağlamaktadır.

BEKLENEN GİDİŞİ (PROGNOZ)
Ülserli kolitin gidişi 1960′lara değin oldukça kötüydü. Hastaların yaklaşık yüzde 80′inde ilk nöbetten sonraki 6-12 ayda ikinci nöbet gelmekte, bunu da yeni alevlenmeler İzlemekteydi. Bu durum hastanın yaşama düzenini bozmakla kalmayıp, sık sık bağırsak delinmeleri ya da anormal kalınbağırsak genişlemesi (akut megakolon) gibi komplikasyonlara yol açarak ölümle sonuçlanıyordu. Bu komplikasyonlar sonucunda Ölüm oranı, belirtiler başladıktan sonraki ilk 10 yılda yüzde 20, 20 yılda da yüzde 40′a ulaşmaktaydı.
O zamanlar tedavi şansım belirleyen iki etken vardı: İlk nöbetin ne ölçüde ağır geçirildiği ve hastalığın yaygınlığı. Günümüzde ise uygun ve etkili önleyici tedavi yöntemleri geliştirilmiş, yinelemelerin sayısıyla şiddeti azaltılmış ve hastaların ortalama ömrü genel nüfustaki ortalama Ömür düzeyine yükseltilmiştir.

TEDAVİ
Ülserli kolit tedavisi dört temel amaca yöneliktir:
• Hastalığın en ağır belirtilerini, özellikle ishal ve sonuçlanın denetim altına almak.
• Özellikle ishale bağlı sıvı ve elektrolit kaybıyla kanamanın ağırlık kazandığı olgularda kansızlığı önlemek.
• Kalınbağırsaktaki hastalık süreçlerinin sessiz olduğu dönemleri uzatmak.
• Alevlenmeleri önlemek.
Bilinen bütün ilaçlar, hastalık sürecinin ancak bir dönemi için etkilidir. Hastalığın kökeni tam olarak bilinmediğinden, nedene değil, belirtilere yönelik bir tedavi uygulanabilmektedir.
Kesin iyileşme sağlayan bir ilaç tedavisi henüz geliştirilememiştir. İlaç tedavisinin amacı, hastalığın gidişini denetim altına almak, alevlenme dönemlerinde hastalığı geriletmek ve alevlenmeleri elden geldiğince engellemektir. Bu amaçlara yönelik olarak yapılan yoğun çalışmalar sonucunda denenen sayısız ilaçtan birçoğunun etkisi kanıtlanmıştır.Ülserli kolit şiddeti son derece değişken bir hastalıktır: Düzbağırsakla sınırlı hafif biçimlerden, hastanın yaşamını tehlikeye sokabilecek kadar ağır olabilen ve bütün kalınbağırsağı etkileyen biçimlere kadar değişiklik gösterebilir. Bu nedenle tedavi de hastalığın gidişine göre değişmektedir.Genel olarak hastaların en önemli yakınması olan karın ağnlan, yaygın biçimde kullanılan spazm çözücülerle giderilebilir. Aynı zamanda beslenme bozuklukları da protein, vitamin ve mineraller (Özellikle demir) bakımından zengin yiyecekler alınarak düzeltilebilir. Bu arada süt gibi hastalık belirtilerini ağırlaştırabilecek, sindirimi güç besinlerden kaçınmak gerekir.

Tedavide en sık kullanılan ilaçlar üç grupta toplanabilir:

1) İltihap giderici ilaçlar.

2) Bağışıklık sistemini baskılayıcı ya da düzenleyici ilaçlar.

3) îshal önleyici ilaçlar.

Kortikoitler (kortikosteroîtler) -Ülserli kolit tedavisinde en önemli ilaçlardır. Bunlar ağız yoluyla, enjeksiyonla ya da hastalığın kalınbağırsağın son bölümleriyle sınırlı kaldığı durumlarda yerel olarak kullanılabilir. Sağlayacakları yarar, vücudun iltihap yanıtım baskı altına almaları ve bağışıklık yanıtını azaltmalarına bağlıdır. Hastalığın akut döneminde etkin olarak belirtileri gerilettikleri kanıtlanmıştır. Buna karşın alevlenmelerin önlenmesinde, uzun süreli dozların yaran kuşkuludur.
Kortikoitlerin hastalığın alevlendiği dönemlerde kesin olarak kullanılmaları önerilir. Günlük dozlan ve uygulama biçimleri hastalığın ağırlığına göre değişir. Ülserli kolitin kalınbağırsağın son bölümleriyle sınırlı ve hafif biçimlerinde lavman yaparak yerel olarak steroit verilmesi yeğlenen bir yöntemdir. Bu durumlarda, bağırsaktan emilmeyen ilaç bileşimleri kullandır. Önemli olan, iltihaplı bağırsak mukozasıyla olabildiğince uzun süre ilişkide kalabilecek tipte ilaçların kullanılmasıdır.

Ağır ya da orta şiddetteki olgularda, steroit grubu ilaçlar ağız yoluyla ya da iğneyle verilir. Aynca yerel uygulama da yapılabilir. Damar yoluyla verilen prednizon, uygulanan doza bağlı olarak (günlük 20-60 mg) son derece etkilidir. İlaç günde 2-3 doza bölünerek ya da sıvı içinde eritilip düşük dozlar biçiminde verilebilir. Bu arada yüksek dozlarda (örneğin günde 60 mg düzeyinde) yan etkilerin daha sık ortaya çıktığı unutulmamalıdır. Prednizonun sabahları tek doz olarak ağız yoluyla verilmesi hem yeterli bir etki sağlamakta, hem de yan etki olasılığım en aza indirmektedir.

Hipofizden salgılanan ve böbreküstü bezinin kortizon salgılamasını uyaran adrenokortikotrop hormon (ACTH) damar yoluyla verildiğinde steroitlerle aynı etkiyi gösterir. Ağır kolit olgulannda ve daha Önce hiç steroit verilmemiş hastalarda daha çok kullanılır. Bu durumda önerilen doz günde 120 ünitedir. Daha önce kortizon tedavisi uygulanmış hastalarda ise damar yoluyla verilen korti-zol (hidrokortizon) daha yararlıdır.Salazopirin – Ülserli kolitin uzun süreli tedavisinde kullanılan en önemli ilaçtır. Sülfapiridin adlı sülfamit grubu ile molekülün etkin bölümünü oluşturan 5-aminosalisilik asitten (5-ASA) oluşur. Sülfamitli bölümün yalnız taşıyıcı işlevi vardır. Ağız yoluyla alman ilaç bağırsak bakterileri tarafından parçalanıp sülfapiridin ve 5-ASA’ya ayn-şır. 5-ASA daha çok yerel etki gösterir. Bağırsaktan bütünüyle emilerek karaciğerde yıkıma uğratılan sülfamit grubu ise ilacın yan etkilerinden sorumlu olan bölümdür.
1941 ‘de bireşimlenen ilaç, ülserli kolit yanında romatoit artrit tedavisinde de kullanılır. Kortikoitlerle geriletilen Ülserli kolitin, günde 2-4 gr’lik dozlarda alman bu ilaç sayesinde yeniden alevlenmesinin engellenebileceği ancak 1960′larda kanıtlanabilmiştir. Hastalığın alevlenme ya da ağırlaşma dönemlerinde ise etkisi çok sınırlıdır. Salazo-pirinin önemli yan etkileri vardır. Bunlar arasında sindirim sistemi bozukluk-lan, akyuvar sayısında değişim ve erkeklerde ortaya çıkan geçici kısırlık sayılabilir. Bunlann hemen hepsi sülfapi-ridİnden kaynaklanır. Yeni ilaçlarda birden çok ya da yalnız 5-ASA grubunu içeren moleküllere yer verilmekte, bu ilaçların hızlı ya da yavaş etkili hap, makattan kullanılan fitil ve çözelti gibi çeşitli biçimleri geliştirilmektedir. Yalnızca 5-ASA içeren ilaçların, salazopi-rinden daha etkili olmasa bile, yan etkileri bakımından çok daha güvenle kullanılabildiği söylenebilir. Böylece hemen hemen bütün hastalar bir kolit nöbetinden sonra yinelemelere karşı önleyici olarak bu ilaçlan yıllarca, hatta yaşam boyu kullanabilirler.
Azatioprin – Bağışıklık sistemi üzerimde baskılayıcı etkisi olan bir ilaçtır. Hastalığın alevlenme ve gerileme dönemlerindeki yaran henüz kesinlik kazanmamış, çelişkili sonuçlar alınmıştır. Yaran steroit tedavisine gerek görülen olgularla sınırlıdır.
Azatioprin tedavisi, önemli yan etkilen nedeniyle çoğu zaman düşük dozlarda ve steroit dozunu azaltma amacıyla kullanılır. Cerrahi girişimin sakıncalı olduğu kişilerde de kullanımı sınırlıdır.
İshal önleyici ilaçlar – Bu ilaçlar ancak hafif ya da orta şiddetteki olgularda kullanılır. Ağır biçimlerde kesinlikle kullanılmamalıdır. Ülserli kolitte doğru tedavi uygulayabilmek için her şeyden önce hastalığın ağırlık derecesinin değerlendirilmesi zorunludur.

AĞIR YA DA ÇOK HIZLI SEYREDEN KOLİT
Hastalığın bu biçimi mutlaka hastanede tedavi edilmeli ve bazı genel önlemler alınmalıdır:
• Ağızdan beslenme durdurulur (sindirim kanalı dışından, yani damar yoluyla beslenme uygulanır).
• Sıvı ve elektrolit dengesi düzenlenir ve korunur.
• Kansızlık giderilir ve kandaki düşük protein oranı yükseltilir.
ilaç tedavisi olarak damardan oldukça yüksek dozlarda kortikoit (örneğin günde 40-60 mg prednizolon) verilir. Hastalıktan kalınbağırsağın son bölümleri etkilenmışse tedaviye yerel olarak uygulanan kortikoitler eklenebilir. Bu durumda günde iki kez lavman biçiminde 100 mg kortizol verilebilir. Aynca ağız yoluyla geniş etkili antibiyotik tedavisi önerilir.
Tedavi 5-6 gün uygulandıktan sonra klinik durum yeniden değerlendirilir. Kesin iyileşme varsa, hem aşamalı olarak ağızdan beslenmeye, hem de kortikoit verilmesine geçilebilir. Steroit dozu aşamalı olarak azaltılarak günde 20 mg’ye kadar indirilir ve en az 4-6 hafta bu dozda tedavi sürdürülür. Daha sonra antibiyotikler kesilerek salazopirin tedavisine geçilir.
Orta derecede bir iyileşme varsa ya da iyileşme kuşku vericiyse, damar yoluyla tedaviye belirgin bir yanıt almana değin, gerekirse bir haftadan uzun süre devam edilir. Hastanın durumunun düzelmemesi ya da daha kötüleşmesi cerrahi girişimi gündeme getirir.

ORTA DERECEDE AĞIR KOLİT A
Bu durumda genellikle hastanede yatmaya gerek yoktur. Ağızdan ve gerekirse yerel olarak kortikoitler, salazopirin ve ishale karşı ilaçlar kullanılır.
Geleneksel tedavi yöntemi olarak ağız yoluyla günde 20-40 mg predni-zon ya da prednizolon, ayrıca kalınbağırsağın son bölümleriyle sınırlı bir durum söz konusuysa lavman yoluyla günde 100-200 mg kortizol, ağızdan da günde 4 kez 1 gr salazopirin verilir.
En az 4 haftalık tedaviden sonra ste-roit miktarı giderek azaltılır. Bu sırada salazopirin dozu da günde 4 kez 0,5 gr’ ye indirilir.

HAFİF ÜLSERLİ KOLİT
Günde dört kezden az olmak üzere kanlı ishal biçiminde dışkılama olduğunda ve genel belirtiler bulunmadığında, hafif gidişli ülserli kolit söz konusudur. Ülserli kolitin kalınbağırsağın son bölümleriyle sınırlı kaldığı durumlarda kabızlık ve dışkıyla kan kaybına oldukça sık rastlanır.
Tedavi, hastalığın etkilediği bölgeye göre değişir: Yalnızca düzbağırsak ve sigmoit kolon iltihaplandığında, yerel olarak uygulanan steroit (örneğin lavman yoluyla günde 100 mg kortizol verilmesi) ve salazopirin (günde 4 kez 1 gr) yeterlidir. Bağırsak çok daha yaygın biçimde etkilenmişse, kortikoitler ağız yoluyla verilir (günde 20 mg prednizon ya da prednîzolon).

UZUN SÜRELİ TEDAVİ
Belirti vermeyen ülserli kolitin alevlenmesini etkin biçimde önleyebildiği kanıtlanmış tek ilaç salazopirindir. Uzun süreli tedavide en uygun doz günde 4 kez 0,5 gr’den toplam 2 gr olarak kabul edilir. Daha yüksek dozlar hem yararsızdır, hem de ilacm tehlikeli yan etkilerini artırır.
Yukarda belirtildiği gibi bu ilaçla tedavi, sakınca yaratmayan durumlarda ömür boyu sürdürülür ve hastanın ülserli kolitten ölme olasılığını hemen hemen ortadan kaldırır.
Buraya kadar sıralanan tedavi önerilerini özetlemek gerekirse, ülserli kolitin kronikleşme, akut nöbetlere ve komplikasyonlara yol açma olasılığına karşın doğru ilaç tedavisiyle çoğu zaman denetim altına alınabileceği ve cerrahi girişimle tedavisine gerek kalmayacağı söylenebilir.

TÜMÖR TEHLİKESİ
Ülserli kolitin tümörü hazırlayıcı bir oroluşturduğu düşüncesi çok yaygındır. Bu hastalığı 10-15 yıldır taşıyan ve kalınbağırsağı yaygın biçimde hastalıktan etkilenen kişiler bütün ülserli kolit olgularının yüzde 10-15′ini oluşturur. Bunlar tümör gelişimi bakımından en tehlikeli grupta yer alır.10-20 yaşlarında kansere yakalanma tehlikesi 200′de l’dir. Bu tehlike her yıl artarak 20 yıl sonra 6O’ta l’e yükselir. Ülserli kolitte tümör gelişimi kadar önemli olan bir tehlike de, asıl hastalığın belirtilerinin tümörün ilk be-lirtilerini gizlemesidir. Bu hastalarda bağırsak kanseri son derece sessiz ve özel bir biçimde ilerler. Zaten uzun süredir dışkılama düzeni bozuk ve dışkıyla kan kaybı olan hastalarda tümör tanısı çok geç, cerrahi tedavi olasılığının azaldığı bir aşamada konabilir.

İnme (felç) nedir? Felç (inme) tedavisi,felç (İnme) belirtileri,risk grupları

İnme (felç) beyni besleyen damarlardan birinin tıkanması ve kanaması sonucu ortaya çıkan bir hastalık tablosudur.Her iki durumda da beynin kan akımı bozulmaktadır.Tıkanan veya kanayan damarın beslendiği beyin bölgesine oksijen ve gerekli besin maddeleri ulaşamaz.Sonuçta beynin bu bölgesinin vücut üzerindeki kontrolü ortadan kalkar.Hastalığın bulguları etkilenen bölgeye göre değişiklik gösterir.


Beynin sol yarısı vücudun sağ tarafını, sağ yarısı ise sol tarafını kontrol eder.Konuşma merkezi ise insanların büyük kısmında beyin sol tarafında yerleştirilmiştir.


İnme tüm dünyada bir çok ülkede en fazla ölüme yol açan ve en fazla sakat bırakan hastalıklar arasındadır.Hastaya olduğu kadar, çevresine ve topluma maliyeti oldukça yüksek bir hastalıktır.İnmelerin büyük bir bölümü beyni besleyen damarların tıkanıklığına bağlıdır.Küçük bir bölümü ise ( yüzde 15 ) beyin damarlarının yırtılarak kanamasına bağlıdır.
İNME NEDİR ?

İnme yani felç: organik veya foksiyonel nedenlerle adelelerin çalışmaması durumudur.Beyinde oluşan bazı olaylar sonucu sinir iletişiminin yapılmaması nedeniyle bazı organların hareket kabiliyetini yitirmesidir.
İNME BELİRTİLERİ

*
Vücudun bir yarısında yüzde, kolda veya bacakta meydana gelen ani zayıflık ve hissizlik
*
Tek bir gözün ani körlüğü veya çift görmesi
*
Konuşmada veya konuşulanı anlamada zorlanma
*
Ani ve şiddetli baş ağrısı
*
Açıklanamayan baş dönmesş, ayakta duramama ve düşme

Kolestrol,lipoprotein, aşırı kilo, sigara ve hipertansiyon inmelerin başlıca sebepleridir.Bunların arasında hipertansiyon kontrolü en kolay olan risk faktörüdür.Eğer hipertansiyon sürekli kontrol altında tutulursa inme tehlikesi %50 oranda düşürülebiliyor.Bunun içinde tuzdan uzak durmak ve fazla kiloları vermek gerekiyor.Son araştırmalarda potasyum ve kalsiyum uzun süredir sanıldığı gibi hipertansiyonu düşürmediği anlaşılırken, ancak potasyumun belirli bir oranda inmeyi önlediği anlaşıldı.İnmeyi önlemenin bir şartının da yüksek dansiteli yani iyi huylu lipoproteinlerin çok düşük bulunması olduğu anlaşıldı.Sigara kullananlara gelince ;
İçenlerin içmeyenlere oranla riskleri 11 kat fazladır.Bunun yanında 50 yaşından önce sigarayı bırakanlar inme riskini sigara kullanmamış birinin seviyesine indirebiliyorlar.Bunun için gereken sürenin 5 yıl, bayanlar için ise sadece 2 yıl olduğu saptandı.
Hergün düzenli olarak alınan 30 mg. Aspirinin inme riskini %25 oranda düşürdüğü son yapılan araştırmaların ortaya koyduğu bulgular arasında.
DAMAR SERTLİĞİ ( ARTERİOSKLEROZİS) NEDİR ?

Beynin kan akımı, damalrdaki daralma veya tıkanma sonucunda bozulur.Damar sertliği atardamarlarının kronik ilerleyici bir hastalığıdır.Bu hastalık damar duvarında kalınlaşmaya ve harabiyete yol açar.
Kalp hastalıkları inme gelişimini tetikleyebilir.Kalp ritm bozuklukları, kalp kapakcıkları ve kasının fonksiyon bozuklukları beyin damar hastalıklarına zemin hazırlar.Bu nedenle kalp hastalıklarının tanı ve tedavisi inme gelişimini önlemede önemlidir.
Günümüzde risk faktörlerinin çoğu tedavi edilmektedir.Bunun için 40 yaş üzeri her hastanın bir hekim tarafından görülmesi ve uygun testlerden geçirilmesi önerilir.Özellikle ailede inme veya kalp krizi öyküsü varsa mutlaka uygun tetkikler yapılmamalıdır.Erken önlem alınırsa damar serliği ve buna bağlı ortaya çıkan diğer hastalıklar önlenebilir.
DAMAR SERTLİĞİNİ ÖNLEMEK İÇİN NELER YAPILABİLİR ?

Damar sertliği, damarlar içinde yavaş ve sinsi şekilde oluşur.Hasta ancak damarlardaki daralma çok ilerlediği zaman bunun farkına varır.Bazı risk faktörleri damar sertliğini belirgin ölçüde artırdığı için damar hastalığı olan kimselerin sürekli olarak koruyucu tedavi altında olmaları gerekir.Damar sertliği damarların tamamen tıkanmasına yol açma da buradan kopan bir parça daha uzaktaki bir damarı tıkayabilir veya daralmış damar tıkanarak kan akımı kesintiye uğrayabilir.
Damar sertliği gelişimini önlemek için veya en aza indirmek için aşağıdaki önerilere uyulmalıdır ;
*
Kilo verin, ideal kilonuza gelin
*
Sigaradan uzak durun, içiyorsanız bırakın.
*
Tansiyonunuzu düzenli olarak ölçtürün, yüksekse kontrol altına alınması için uzman hekime başvurun.
*
Diyet yapın, yağlı kolestrollü yiyeceklerden örneğin yumurta ve mayonezden uzak durun.
*
Kan şekerinizi kontrol ettirin, yüksekse bir hekime başvurun.
*
Kan üfik asit düzeyinizi kontrol ettirin.
*
Düzenli egzersiz yapın.
*
Ruhsal gerginlik yaratan durumlardan sakının.
*
Doğum kontrol hapı kullanıyorsanız sigaradan uzak durun.Nikotin ve hormonların birlikte alınması genç yaşta bile inme riskini arttırır.

İNME SONRASI NE YAPILMALIDIR?

İnme beyin hastalığıdır.Hastalar mutlaka beyin hastalıkları uzmanı, nörolog tarafından görülmelidir.Nörolog hastanın şikayet ve muayene bulguları ile beynin etkilenen bölgesini belirler.Tanıyı ( beyin tomografisi, beyin MR’ı, beyin damarlarındaki doppleri gibi ) ister.Bunların sonucunda nedeni ortaya koyarak uygun tedaviye başlar.
İNME TEDAVİSİ

Beyinde kan dolaşımı bozukluğuna bağlı olarak nörolojik belirtiler geliştiği zaman hiç gecikilmeden acil tedavi uygulanmaya başlanmalıdır.Beyin dokusunun dolaşım bozukluğuna tahammülü çok azdır, birkaç dakika ile sınırlıdır.Kalp krizi gibi inme de acil bir durumdur.
En önde gelen amaç, kalbin kanı atım gücünü ve kan basıncını düzenleyerek beynin kan akımının normale dönmesini sağlamaktır.Damar tıkanıklığına bağlı olarak harabiyeti aza indirmek için kan akışkanlığını arttırıcı bazı ilaçlar kullanılmaktadır.Bazı hastalarda damarı tıkayan pıhtının ertilmesi için ilaç verilmektedir.Ancak bu uygulama hasta çok kısa sğrede hastaneye ulaşmış ve merkez iyi gelişmişse yapılabilmektedir.
Beyninde kan dolaşım bozukluğuna bağlı nörolojik ilaç tedavisi dışında fizik tedavi çok yararlı ve olabildiğince başlanmalıdır.
Bu hastalıktan korunmak için genellikle kan pıhtılaşmasını engelleyen, kan akışkanlıklarını artıran ilaçlar kullanılmaktadır.Farklı durumlarda seçilen birkaç farklı grup ilaç bulunmaktadır.Bu ilaçlar, yan etkileri nedeniyle hekim kontrolünde kullanılmalıdır.Bazı damar hastalıkları cerrahi yöntemlerle tedavi edilerek inme ortaya çıkışı ve tekrarı engellenebilir.


RİSK FAKTÖRLERİ

*
Kan basıncı yüksekliği
*
Kan lipidleri (yağları) yüksekliği
*
Şeker hastalığı
*
Gut hastalığı
*
Sigara
*
Şişmanlık
*
Doğum kontrol hapları

Bağırsak sendromu,Bağırsak sendromu nedri? Bağırsak sendromu tedavisi

Bu durum kabız veya mülayim bağırsak hareketleriyle birleştirilen karındaki ağrı veya rahatsızlık tecrübesini kapsar. Stresle ilgili bir hastalık gibi göründüğünden (Zisook ve DePaul, 1977); daha gevşemiş bir insan olmanıza yardımcı olan teknikler (3. Bölümde bahsedilenler gibi) burada da kullanılabilir. İşiniz geri plandaki muhtemel sebepleri ve ikincil kazançları belirlemeyi de içerir.
Spastik kolon ya da hassas kolon diye de adlandırılan, hassas kolon sendromu, aynı anda ortaya çıkan karın şişmesi, ishal ve karın kasılmalarıdır. Hassas bağırsak sendromu sağlıklı bireylerin yüzde onuyla yüzde yirmisi arasında etkili olur. Bunun yanı sıra ilk önce kadınlarda ve ardından genellikle ergenlik döneminin başlangıcındaki insanlarda etkisini gösterir.Gastroenterologlar, diğer durumlara nazaran hassas bağırsak sendromuyla daha fazla karşılaşırlar. Bununla birlikte bu duruma sahip olan bireylerin doktorlarına baş vurmadıkları bilinmektedir.

Hassas bağırsak sendromunun sebepleri belirsizdir. Yalnız, sindirim sistemindeki kaslarda veya liflerde bazı bozulmaların bu sendroma sebep olduğuyla ilgili kanıtlar bulunmaktadır. Bunun yanı sıra beynin, sindirim sistemini yönetmekteki eksikliklerinden de kaynaklandığı konusunda şüpheler bulunmaktadır.

SEMPTOMLAR
Aralıklı olarak karnın alt kısmında, kasılmalar ve şişmelerle beraber kabızlık ve ishalle de karşılaşabilirsiniz. Bağırsak hareketlerinizde aşırı derecede mukus bulunabilir ve tuvalete çıktıktan sonra rektumunuzu tamamen boşaltmamış olduğunuz gibi bir his duyabilirsiniz.Acı, hafif dereceden yüksek dereceye doğru ilerleyebilir ve normal beslenme ya da uyku düzenlerini bozabilir. Katı dışkı atımıyla ya da gaz çıkarmalarla geçici olarak etkisini azaltabilir. Mide bulantısı, baş dönmesi ve baygınlık da meydana gelebilir.

TEDAVİ SEÇENEKLERİ
Bağırsaklar normal işlediğinden ve hassas bağırsak sendromu için test uygulanmadığından dolayı, hekimler durumun teşhisi için belirli bir takım kriterler tespit etmişlerdir.

■ Son 3 ay içinde yineleyen karın ağrılar, karında rahatsızlıklar veya değişken düzenlerde dışkı lama (vakaların yüzde 25′inde bunlar belirti olarak geçer) gereklidir. Bu ağrılar ve rahatsızlıklar, katı dışkının atılması sonucunda rahatlar ya da katı dışkının katılığı
veya sıklığındaki değişikliklerle beraber rahatlar.

■ Değişken dışkılamanın düzeni aşağıda sıralanan karakteristiklerden en az 3 tanesini göstermek zorundadır; katı dışkı atımının sıklığının değişmesi; katı dışkının biçiminin değişimi (zor veya açık ve sulu); katı dışkıların geçişlerindeki değişiklik (gerilme, aciliyet ya da dışkının atılmasının sonlanmadığı hissi); mukus geçişi; şişkinlik veya şişkin bir karın hissi.

Doktorunuz sizden geniş bir tıbbi geçmiş dökümü talep edecektir ve beslenme düzeniniz, psikolojik ve duygusal halinizle ilgili sorular soracaktır. Hekiminiz sizden kan testi ve özellikle parazitler ya da enfeksiyonlar denetlemek için dışkı örneği isteyecektir. Sigmoidoskopi , tümörlerin çıkartılması için uygulanabilir ve baryum röntgeni veya kolonoskopi kanserin çıkartılması için gerekli olabilir.

Hassas bağırsak sendromunun teşhisi bir kez yapıldıktan sonra, endişe (tedavisi olmadığı için) ve rahatlamayla (tehdit edici bir durumun belirtisi olmaması) karışık duygular içine girebilirsiniz. Hassas bağırsak sendromunun belirtileri her kişide aynı olmaz ve tedavinin de bütün belirtilere ve ihtiyaçlara göre ayarlanması gerekmektedir.

Tedavinin ilk basamağı genellikle beslenme düzeni ile ilgilidir. Aldığınız besinlerin veya sıvıların belirtilerinizi tetiklediğini düşünüyorsanız, bu besinleri tüketmeyi bırakın. Bu hastalığı tetikleyen besinler; kafein, sorbitol içeren çiklet veya meşrubatlar, gaz üreten sebzeler (fasulye, lahana veya brokoli gibi), süt ürünleri, alkol, ham meyveler ve yağlı yemeklerdir.

Dışkının hızını ve hacmini arttırmak için beslenme düzeninize lif eklediğinizde kabızlık ve karın ağrılarını hafifletirsiniz. Lif azar azar alınmalıdır çünkü fazla alındığı takdirde belirtileri hafıfleticeğine daha da kötüleştirebilir. Metilselüloz, pisilyumdan daha az gaz üretir.

Eğer lif, kabızlığın hafiflemesine yardımcı olmuyorsa, doktorunuz sizi tegaserodla reçetelendirebilir. Tegaserod sadece kadınlar için önerilir. Ama kabızlıktan ziyade ishalden kaynaklanan hassas bağırsak sendromu geçiren kadınlarda etkilidir. Reçetesiz olarak satılan antidiyaretik ilaçlardan loperamid veya bizmut genellikle ishalin tedavisi için önerilir.

Bunlara rağmen belirtileriniz devam ediyorsa, doktorunuz kasılmaları önlemek için, antikoİinerjik ilaçlarla ya da trisiklik antidepresanlarla sizi reçetelendirebilir (desipramin ve amitiriptilin). Bu çözümlerin sonucunda başarı sağlanamadığı zaman insanlar çoğunlukla alternatif terapilere başvururlar.
__________________

Kemik tümörü,kemik tümörü nedir? kemik tümörü tedavisi,kötü huylu kemik tümörü

Kemik dokusundan kaynaklanan birincil iskelet tümörleri bütün tümörler gibi iyi ya da kötü huylu olabilir; ikincil tümörler ise başka organ ve dokulardaki .tümörlerin yayılması sonucu gelişir.

Kötü huylu tümörün özellikleri şunlardır: Büyüme ve gelişmesi sınırsızdır, vücudun bir bölgesinden cerrahi girişimle çıkarılsa bile yeniden ortaya çıkabilir, kan ve lenf dolaşımıyla başka organlara yayılıp metastaz yapar, yerleştiği dokuyu yıkıma uğratır, hücreleri normal vücut hücrelerinin hiçbirine benzemez, yerleştiği organın işlevine engel olsa bile gelişimini sürdürür.

İyi huylu tümörler bu özelliklerin hiçbirine sahip olmadığından kolayca ayırt edilebilir. Sağlıklı hücreleri andıran ve ait olduğu doku türüne uygun olarak farklılaşmış hücrelerden oluşur, yerleştikleri organın işlevini engelleyecek ölçüde büyümezler. Yineleme ve yayılma eğilimleri az olmakla birlikte, anevrizmal kemik kisti gibi bazı iyi huylu tümörlerin yineleme oranı yüksektir. Dev hücreli tümör gibi bazı iyi huylu tümörler de, sınırlı da olsa çevre lokuya yayılırlar, ama uzak dokulara sıçramazlar.

BİRİNCİL TÜMÖRLER

İnsanda rastlanan tüm tümörlerin yüzde 5′ini oluşturan birincil kemik tümörleri sıklık açısından sindirim sistemi ve üreme organı tümörlerinden sonra gelir.
Tümörü oluşturan hücreler genellikle tümörün kaynaklandığı sağlıklı dokunun yapısındadır. Bağdoku, kıkırdak ve kemikten türeyen kötü huylu birincil tümörlerin hemen tümü sarkom olarak adlandırılır ve sıklıkla 40 yaşından önce ortaya çıkar İyi huylu birincil tümörler – Kemik yapısının bütünlüğünü bozduğunda ve mekanik direncini azalttığında bu tümörler cerrahi girişimle çıkartılabilir; yerine aym hastadan alman ya da önceden başka bir canlıdan alınıp korunan kemik grefleri yerleştirilebilir. Tedavide amaç kemiğin bütünlüğünün yeniden kazandırılmasıdır. İyi huylu kemik tümörlerinin başlıcalan, genellikle el ve ayaklardaki uzun kemiklere yerleşen kondrom ya da enkondromlardır. Kemik duvarının incelmesi nedeniyle kolayca oluşan kırıklarla ortaya çıkan kondromlar kiste benzese de, içinde sıvı yerine ekmek içine benzer bir madde vardır. Cerrahi girişimle dikkatle alındıktan sonra ortaya çıkan boşluk başka bir kemikten alınan gref ile kapatılır.

İyi huylu kemik tümörleri arasında, sıklıkla büyüme çağında, uzun kemiklerin metafizlerinde (kemiğin uca doğru genişleyen bölümü) çıkan ve kıkırdak yapısındaki bir kabukla kaplı olan egzos-tozlar önem taşır. Bunlar tek başına ya da birden çok olabilir; sıklıkla erkeklerde görülür. Birden çok olanların kalıtsal olduğu ileri sürülmektedir. Vücutta yaygın olarak yer alan çok sayıdaki egzostozun öteki organları sıkıştırması Önemli bozukluklara yol açabilir. Birden fazla eg-zostoz genellikle küçük yaşlarda görülür ve tek kol ya da bacakta biçim bozukluğuna ve kısalığa neden olabilir.

Rahatsızlık veren bütün egzostozlar, cerrahi girişimle çıkarılmalıdır. Kemik fıbromu kemiğin korteks adı verilen en dış bölümünde ya da bunun hemen altında bağdokudan kaynaklanan iyi huylu bir tümördür. Büyürken kemiğin kuılganlaş-masına neden olduğundan mutlaka çıkartılması gerekir. Diz kemiklerinin metafi-zinde çıkanlar genellikle kendiliğinden geriler. Kemik kisti gerçek bir tümör değildir ve 20 yaşından önce, özellikle kol kemiği ve uyluk kemiğinde ortaya çıkar.
Büyürken kemiğin mekanik direncini azalttığından basit darbeler bile kemik kı-nklanna neden olabilir. İçindeki kan ve serum içeren sıvı boşaltıldıktan sonra ka-an boşluk aynı hastadan alman kemikle kapatılır. Kimi zaman bu işlemin birkaç kez yinelenmesi gerekirse de, kesin iyiline sağlanır. Devhücreli tümör yavaş [İerler; içerdiği hücrelerin tipik görünümüyle ayırt edilir. Epifiz (kemik ucu) kıkırdağında, eklemlerin yakınında çıkar; vakit kaybetmeden çıkarılıp yerine sağlıklı bir kemik konması gerekir.

Kötü huylu birincil tümörler – Bu tümörler şöyle sıralanabilir: Osteosar-kom, kondrosarkom, fibrosarkom, dev hucreli sarkom, miksosarkom, Ewing tümörü, retikülosarkom, anjiyosarkom, lenfosarkom, liposarkom, plazmositom, kötü huylu lenfogranülom, kötü huylu nörinom.
Hastalığın ilerleyişi kaynaklandığı dokuya (bağdokusu, kıkırdak, kemik vb) göre değiştiğinden, olguların tümünde farklı tedavi uygulanır. Bu nedenle, başarılı tedavi için tümörün yapısının iyi belirlenmesi ve doğru tam konması gerekir.
Tanı tek bir veriye dayanarak değil, aşağıdaki verilerin tümü birlikte değerlendirildikten sonra konmalıdır:
• Muayeneyle elde edilen veriler;
• laboratuvar bulgular;
• dıştan görünüm;
• tümörün mikroskopla incelenmesiyle elde edilen bulguları.
Bu verilerin tümü, olguların yüzde 100′ünde kesin tanı konmasını sağlayabilir.
Tanının doğru olması en az üç nedenle büyük önem taşır:
1) Tedavide kol ya da bacağın kesilmesi ya da kesilmemesi bu verilere bağlıdır;
2) aile bireylerine hastalığın gidişine ilişkin bir görüş vermeye yarar;
3) kötü huylu tümörlerdeki tek iyileşme olasılığı doğru ve erken tanı ile bunu izleyen uygun ve hızlı bir tedavi sürecidir.

TÜMÖR METASTAZLARI

Başka organlarda gelişen kötü huylu tümörlerin hemen hemen tümü, iskelet sisteminde yayılarak ikincil tümörler oluşturabilir. İskelette metastaz yapan tümörler genellikle epitel hücrelerinden oluşan karsinomlardır; bunlar organları oluşturan hücrelerin (meme, prostat, akciğer, bağırsak, dölyatağı, tiroit vb) yapı ve özelliklerini korurlar. Kılcal damarlarda oluşan küçük embolıler halinde kan yoluyla kemik dokusuna ulaşan tümör hücreleri gelişmeye başlar ve ikincil tümörü oluşturur. Bu kütlenin varlığı ancak kemiğin yapısını zayıflatıp patolojik kırıklara neden olduğunda fark edilir.

TEDAVİ

Kötü huylu tümör tanısının konması her zaman idam fermam anlamına gelmez. Tümörü olan hasta karşısında yapılabilecek en kötü şey, eldeki tedavi yöntemlerinin etkisinden kuşkuya düşerek karamsarlığa kapılmaktır. Daha önce de vurgulandığı gibi, erken tanı uygun tedaviye olanak tanır; bu da bazen iyileşmeyi sağlayabilir. Kötü huylu tümör tedavisinde var olan tüm yöntemler kullanıldığında yaşam süresi uzatılır, hastanın genel durumu düzelir ve sıkıntısı hafifler; bütün bunlar hastaya hastalığın tüm olanak ve araçlarla tedavi edildiği duygusunu verir. Kötü huylu kemik tümörü tanısı konduktan sonra uygulanan tedavi yöntemleri şunlardır:

• Tümörün bulunduğu kemiğin blok halinde çıkartılmasından sonra anatomik özelliklerine olabildiğince yakın akrilik ya da metal protezler ya da hastanın kendisinden alman (otojen) sağlıklı kemik grefleri, başka bir insanın kemiklerinden hazırlanan (homojen) ya da başka hayvan türlerinin kemiklerinden hazırlanan (heterojen) grefler yerleştirilir. Bu girişim genellikle yalnız kötü huylu tümörlerde uygulanır. Son yıllarda tümör nedeniyle kemiğin çıkartıldığı olgularda, bu kemiğin yanı sıra kıkırdakla kaplı eklem ucunu da içeren bir kemik grefi de nakledilmektedir. Burada amaç alman kemiği yerine koymak ve yakındaki eklemin işlevini olabildiğince sürdürmektir.

• Tümör ileri derecede kötü huyluysa, çevredeki yumuşak dokulara yayılmasını önlemek amacıyla bacak ya da kol zaman geçirmeden kesilmelidir.
• Y (gamma) ışınlarıyla tedavi (röntgen tedavisi, kobalt tedavisi) tek başına ya da cerrahi tedaviyle birlikte, tümörün gelişimini durdurmak ve vücuttaki tümör hücrelerini öldürmek için uygulanabilir.

Genellikle retikülosarkom Ewing tümörü dışındaki iskelet tümörleri, ışın tedavisine pek duyarlı değildir. Cerrahi tedavi ya da ışın tedavisi tümör öldürücü ilaçların kullanıldığı kemoterapiyle birlikte uygulanabilir. Bu ilaçlar tümör hücrelerinin gelişimini ve üremesini sağlayan metabolizma süreçlerini bozarak tümörün gelişimini yavaşlatır.

Son olarak, tümörlerin tanı ve tedavisinin çeşitli güçlüklerle dolu olduğunu belirtelim. Bu nedenle tümör tedavisi de tıp alanında özel bir uzmanlaşmayı gerektirmektedir.

18 Aralık 2010 Cumartesi

Ayva,Ayvanın yararları,Ayvanın faydası,

Şimdi tam mevsimi (umarım bu yazıyı kış ayında okuyorsunuzdur:)))

Ayvanın faydaları bir çoğumuzca malumdur.Kış mevsimi için mükemmel bir meyve olan ayvanın bilinmedik yararları.
Kış mevsiminin vazgeçilmez yiyeceği olan ayvanın kalbe ve mideye kuvvet verdiği, ağız kokularını yok ettiği bildirildi.
Akdeniz ve Asya ülkelerinde yetişen ve 'kışın habercisi' olarak bilinen ayvanın kalp, akciğer, boğaz, mide, böbrek, göz, bağırsak, ağız rahatsızlıkları ve adet kanamalarına oldukça faydalı olduğu biliniyor.
Ayva şurubu ile gargaranın boğaz iltihaplarına, çiçekleri bal ile karıştırılarak macun yapılırsa yemeklerden sonra alınmak suretiyle kalbe kuvvet verdiği ve zihni berraklaştırdığı ifade edildi.


KIRIŞIKLIKLARI DA GİDERİYOR
Ayva çekirdeğinin ise göğüs tıkanıklığında, öksürük tedavisinde, ekzema tedavisinde, deri çatlaklarını gidermede kullanıldığı kaydedildi. Ayvanın merhem yapılarak kullanılması halinde; el ayak ve meme ucu çatlaklarını, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderdiği, ciltteki kurumaya karşı da etkili olduğu bildirildi

Roka,Rokanın faydaları,Rokanın yararları,Roka bitkisi

Roka balık sofralarının vazgeçilmezidir.Lezzeti kadar şifa kaynağıda...

Bir veya iki yıllık otsu bitkiler. Yapraklar toplu, disli kenarli ve tüylüdür. Çiçekler sarımtrak veya beyazımtrak olup, üzerleri morumsu damarlıdır. Sebze olarak bahçelerde yetistirilir. Sert kokulu ve baharatıi bir bitkidir. Kök ve tohumdan üretilir. Bol sulak yerlerde yetisir


Kullanıldığı yerler: Bitkinin yapraklari yakici, lezzetli bir uçucu yag ihtivâ eder ve C vitamini tasir. C vitamini miktari oldukça yüksek olup, 100 gram tâze yaprakta takriben 150 mg kadar bulunur. Roka yapraklari daha çok sonbahar ve kis aylarinda salata olarak kullanilir. Istah açici, uyarici, kuvvet verici ve öksürük kesici özelliği vardır. Tohumları da aynı etkileri gösterir. Afrodizyak özeliği vardır.

Çeşitli esansları, P ve K vitaminleri, çok faydalı mineralleri içeren rokanın, karaciğerin dostu, mideyi kuvvetlendirici, kansızlığı gideren, cinsel gücü çok arttıran bir yeşillik olduğu ifade ediliyor. Uzmanlar, yeşil salata şeklinde yenen rokanın, tadı ve asitleri ile mideyi çalıştırdığını, hazmı arttırdığını, iştahı açtığını, böbrekleri çalıştırdığını, idrar söktürdüğünü ve karında toplanan suyu boşalttığını bildiriyor...

Kıllanmanın sebepleri,Aşırı kıllanma neden olur?Tüylenme sebepleri

Aşırı kıllanma yüz, göğüs, karın, sırt, kol ve bacakların üst kısmında uzun kalın ve sert kılların çıkmasıdır. Bu durum kozmetik bir problemin yanında, aynı zamanda hormonal bir düzensizliğide gösterir. kişinin estetik olarak görüntüsüneki değişiklik psikolojisine de yansımaktadır ve hayat kalitesi düşmektedir.

Normal Kıl Büyümesi

Kıllar soğuk ve tahriş edici maddelere karşı koruyucudur. Her kıl derinin altında folikül adı verilen kökten büyür, ve kıl derinin üzerinde kalan kısmı alınsada kökü durduğu sürece büyümeye devam eder. insanda doğduğunda yaklaşık 50 milyon kıl kökü vardır, ve bunların sayısı 40 yaşından sonra azalmaya başlar. Erişkinlerde iki tip kıl vardır, bunlardan birincisi ince, renksiz ve kısa olan kıllardır. Birçok kadının yüzünde, göğüslerinde ve sırtında bu tip kıllar bulunur. ikinci tür ise hem kadın hem de erkeklerin başında, koltuk altında ve genital (cinsel) bögelerinde bulunan, sert uzun ve koyu renkli kıllardır. Erkeklerin yüz ve vücutlarında bulunan kıllarda bu ikinci türdendir. Ön kol (dirseklerin altı) ve bacakların dizden aşağısındaki kılların sayısı kişilerin hormonal durumundan bağımsızdır. Bu bölgelerdeki aşırı kıllanma hastalık değildir.

Hormon Dengesi ve Tüylenmenin Belirmesi

Menarş´ın (adet kanamaları) başlaması ile genç bir kızın vücudunda bir kadına özgü değişikler olur. Bunlardan en önemlisi erkeklerden farklı ve az olan tüy dağılımıdır. Bu durum büyük oranda kadına özgü hormonal denge ile kontrol edilir. Sağlıklı bir hormonal yapı için beyindeki merkezler, yumurtalıklar, tiroid ve böbrek üstü bezlerinin uyum içinde çalışması gerekir. Beyindeki hipofiz bezi salgıladığı hormonlar yolu ile yumurtalıkların, memelerin, tiroid ve böbrek üstü bezlerinin fonksiyonlarını kontrol eder. Hipofizden salgılanan iki önemli hormon vardır.

FSH: (Follikül Uyarıcı Hormon) yumurtalıklarda folikül olarak adlandırılan ve içinde yumurta bulunan sıvı dolu keseciklerin gelişmesini sağlar.

LH: (Luteinize Edici Hormon) gelişmiş foliküllerin çatlamasını ve yumurtaların serbestleşmesini uyarır. Bu iki hormonun uyumlu çalışması ile sağlıklı yumurta gelişimi sağlanır. Yumurtalıkların salgıladığı en önemli hormon östrojendir (kadınlık hormonu). Östrojenin kadın vücudunun gelişiminde ve fonksiyonlarının devamında yeri çok önemlidir. Östrojenin en önemli fonksiyonlarından biri vücutda kadınsı bir tüy dağılımı sağlamaktır. Menapoza yaklaşıldığında yumurtalıklardaki yumurta deposu azalmıştır. Sağlıklı yumurta gelişimi olmaz ve östrojen Salınımı azalır. Hormonların bir orkestra gibi ahenk içinde çalışması ile kadının kendine öz fonksiyonları sağlıklı ve uyum içinde devam eder. Eğer kadında kalıtsal bir problem yoksa yumurta gelişimi, adet dönemleri, kılların vücutta dağılımı, üreme, kadınsı vücut ve ses gelişimi sağlıklı olacak ve aksamayacaktır.

Yüzde ve vücutta aşırı kıllanmaya neler yol açar?

Genellikle aşırı kıllanma kandaki androjenlerin (erkeklik hormonları) artmasına bağlıdır. Androjenler erkeklerde daha yüksek düzeylerde olmak üzere hem erkek hemde kadında bulunan hormonlardır. Androjenler ince, zayıf ve kısa olan kılların sert, uzun kıllara dönüşmesine neden olur. Androjen düzeylerinin yükselmesine ve bunun sonucu olarak da kıllanmaya neden olan durumlar;

Menapoz
Bu dönemde yumurtalıklardan östrojen (kadınlık hormonu) sentezi azaldığı halde androjen sentezi devam eder, buna bağlı olarak kıllanma görülebilir.
Genetik
Annesinde veya büyükannesinde aşırı kıllanma olan kişilerde aynı hastalığın görülme olasılığı fazladır.
İlaç yan etkileri
Erkek hormonları veya androjenik özellikler gösteren ilaçlar alan kişilerde aşırı kıllanma görülebilir.
Polikistik over hastalığı
Overlerde birçok kist oluşur ve erkek hormonları fazla olarak üretilir. Hastalarda aşırı kıllanma, düzensiz yumurtlama, adet düzensizlikleri, kısırlık ve şişmanlık görülür.
Yumurtalık Tümörleri
Nadir olarakda androjen salgılayan hormonlar aşırı kıllanmaya neden olur.
Adrenal (Böbreküstü Bezi) Bozuklukları
Androjenler adrenal bezlerinde de üretilir. Adrenal hiperplazi (bezlerin büyümesi) durumunda fazla androjen üretilmesine ve aşırı kıllanmaya neden olur.

Aşırı kıllanmanın nedeninin belirlenmesi
Yapılan hormon testleri ile kandaki androjen ve diğer hormonların seviyeleri belirlenir. Ayrıca yapılan ultrason incelemesi ve özel radyolojik incelemeler ile yumurtalık veya böbrek üstü bezlerinde ki tümörler tespit edilebilir.

Aşırı kıllanma nasıl tedavi edilebilir?

Kozmetik Tedavi
Tüy dökücü kimyasalların kullanımı, ağda, traş vs gibi yöntemler ile geçici olarak bu kıllardan kurtulmak mümkündür. Epilasyon kalıcı sonuç veren yöntemlerden biridir. ince elektroliz iğneleri ile kıl köküne hafif bir elektrik akımı verilir ve kıl kökü öldürülür. Hormon tedavisi görecek kişilerin epilasyonu en az altı ay sonra yaptırması uygun olur.


Tıbbi Tedavi
Aşırı kıllanmanın tedavisinde en sık kullanılan ilaçlar doğum kontrol haplarıdır. Bu haplardaki östrojenler karaciğerde androjenlere bağlanarak onların etkisini azaltan proteinlerin üretilmesini sağlar. Diğer bir ilaç olan Spiranolakton androjenlerin ciltteki etkisini engeller. Böbrek üstü bezlerinin hastalıklarına bağlı aşırı kıllanmanın tedavisinde kortizon kullanılır. Son yıllarda GnRH anologları denilen bir grup ilaç ile yumurtalıklardan androjen salınımı engellenerek aşırı kıllanma tedavi edilmektedir. Hormon tedavisi ile yeni kıl çıkması engellenir. Önceden çıkan kıllar hormon tedavisi ile dökülmez, tedavinin bitiminden en az altı ay sonra epilasyon uygulanarak yok edilebilir. Hormon tedavisine başlandıktan ortalama bir ila iki yıl sonra ilacın dozu azaltılarak kıllanmanın tekrarlayıp tekrarlamadığı tespit edilir ve gerekirse ilaca daha uzun süre devam edilir

Patlıcanın Faydaları,Patlıcanın yararları,Patlıcanın iyi geldiği hastalıklar

 Bu yazıyı yazarken karnım acıktı ( Ah şimdi bir patlıcan böreği olsaydı :)))


Patlıcangiller familyasından; kalın saplı, uzunca yapraklı, iri mor meyveli, bir yıllık otsu bir bitkidir.

Bir çok çeşidi vardır. İçeriğinde A, C ve B vitaminleri, kalsiyum, fosfor ve demir mineralleri ve bazı esanslar vardır. 








Patlıcanın Faydaları: Kansızlığı giderir. Karaciğer ve Pankreasın muntazam çalışmasını sağlar.
İdrar söktürür. Kilo vermeye yardımcı olur. Böbrek yanması ve ağrısını keser. Sinirleri yatıştırır.
Kalp çarpıntısını giderir.Cilt hastalıkları, şeker, mide bağırsak ve karaciğer hastalıkları aşırı derecede olanlar patlıcan yememelidir

Sarımsağın faydaları,Sarımsağın yararları,sarımsağın tedavi edici etkisi

 Sarımsak kokusundan dolayı tercih edilmesede çok ama çok şifalı bir bitki.Sırfbu nedenle bile kokusuna katlanmaya değer
Özellikleri : alt apse, arı sokması, asabiyet, astım, aşırı yaşlanma, barsak gazları, (Sarımsak kürü yapamayanlar, sarımsağı sıkarak, özsuyunu limon özsuyu ile karıştırıp, aç karına içmelidirler.) barsak parazitleri, balgam, boğaz ağrıları, böcek sokması, bronşit, bronşial astım, burun tıkanması, cilt mantarları, cinsi kudretsizlik, damar sertliği, varis, damar tıkanıklığı, deri hastalıkları, yumurtalık iltihabı, kalınbağırsak kanseri, kalınbağırsak zafiyeti, kanda fazla yağ, kan dolaşımı bozukluğu, kan pıhtılaşması, kanser, kas ve kemik erimesi, kolesterol, kansızlık, kramp, kurşun zehirlenmesi, mide gazları, mide parazitleri, nezle, nikris (gut), romatizma, saç kepeği, saçkıran, safra ifrazatı azlığı, sinüzit, sivilce ve çıbanlar, şeker hastalığı, uykusuzluk, üşütme, verem, virütik enfeksiyonlar, yara ve bereler, yılan ısırması (ilk yardımdan sonra), yorgunluk, yüksek tansiyon, zafiyet, zehirlenme, zehirli maddelerin vücuttan atılması.


Yapılışı : Günde en az bir, en fazla beş baş sarımsak ayıklandıktan sonra havanda dövülerek veya bıçaklı mikserde öğütülerek püre haline getirilir. İnek yoğurdu ile karıştırılır, öğle ve akşam yemeklerinde yenir. Bir baş sarımsakta on-on iki diş bulunur. Sarımsaklar yumurta hacminde ve mümkün ise bu senenin mahsulü olmalıdır. Püre halindeki sarımsak çiğnenmediği için ağız kokusu olmaz. Vücut kokusunu gidermek için uygun bir göz, beyin, böbrek, kalp ve bacak damarlarının tıkanmasına sebep olur. Sarımsak kürü bunu önler ve giderir.

Renkler ve Duygular,renlerin anlamı,renklerin duygulara etkisi

 MAVİ
Mavi, yalnızlığı, üzüntüyü, depresyonu, bilgeliği, güveni ve sadakati simgeler. iş görüşmelerine mavi giyerek gitmek kararlılığı ve bağlılığı ifade eder.


Mavi, en popüler renklerden biridir. Fakat yiyeceklerle ilisşkili olarak mavi kullanılacağında dikkatli olmak gerekir çünkü mavi doğal bir istah kapatıcıdır ve bazr durumlarda itici etki yaratabilir.


Mavi, bütün renkler arasında en iştah kapatici renktir. Doğada mavi renkli yiyecek çok ender bulunur. Mavi yiyecekler insana itici gelir çünkü ilk çağlarda atalarımızz yiyecek ararken zehirli yada bozulmuş yiyeceklerden uzak durmayı öğrendiler. Genelde bu yiyecekler mavi, mor yada siyah olarak görünüyordu. Deneyler sırasında katılımcılara mavi boya katılmış yiyecekler ikram edildiğinde hemen hemen hepsi iştahini kaybetti.

Mavi, sinir sistemini rahatlatır. Kırmızının aksine zihni rahatlatan bir etkisi vardır ve insanların biraz daha düşünceler içine dalmasına yol açabilir. Huzurlu ve sakin bir mavi yatak odası için ideal bir renk olabilir, çünkü vücudun sakinleştirici kimyasallar salgılamasına yol açar. Fakat mavinin daha koyu tonları soğuk ve iç karartıcı gelebilir.

Mavi, ile boyanmış ortamlar, cok koyu renkli olmadığı sürece üretimi arttırır. Araştırmalar göteriyor ki, öğrenciler mavi odalarda daha yüksek notlar almakta ve halterciler daha ağır yükleri kaldirabilmektedir. Ayrıca insanlar mavi renkle yazılmış yazıları daha fazla akılda tutabilmektedirler.



--------------------------------------------------------------------------------

KIRMIZI

Kırmızı, sıcak, ateş, kan, şehvet, aşk, samimiyet, güç, heyecan ve agresiflik gibi kavramları simgeler. Kan basıncını ve solunumu hızlandırabilir. insanları çabuk karar almaya ve beklentileri arttırmaya teşvik edici bir etkisi vardir.

Kırmızı, dikkat çekici bir renktir. Kırmızı renkteki kelimeler ve objeler insanların dikkatini hemen çeker. Dekorasyon ve dizayn yaparken kırmızı cisimlerin mükemmel olması önemlidir çünkü insanlar bu objeleri hemen farkedecektir. Arabalar konusunda kırmızı renk ile hırsızlık oranı arasında pozitif bir korelasyon vardır.

Kırmızı, duygusal olarak oldukca yoğun ve aşırı bir renktir. Kırmızı kıyafetler ruhu canlandırıcı olabilir. Bazı durumda kırmızı kıyafet enerji ve güç mesajı gonderir ama aynı zamanda catışmalara davet çıkarabilir.

Kırmızı, hakimiyet kuran bir renktir. Zemin olarak değil, vurgu yapmak için kullanılmalıdır.

Kırmızı, odalar insanı huzursuz eder fakat kırmızı renklerin dağınık olarak kullanıldığı odalar insanların zamanı unutmasına yol açar. işte bu yüzden barlarda ve gazinolarda kırmızı renge ağırlık verilir. Ayrıca iştahı açma etkisi nedeniyle restorantlar sık sık kırmızı rengi dekorasyon için kullanırlar.



--------------------------------------------------------------------------------

SARI

Sarı, parlak limon sarısı gözu en çok yoran renktir. Bu parlak renkten yansıyan ışık gözleri aşırı derecede uyarır ve rahatsızlığa yol açar. Aynı zamanda sarı renk metabolizmayı hızlandırır. Odayı parlak sarıya boyarsanız bebeklerin ağlamasına ve büyüklerin sinirlenmelerine yol açarsınız. Ayrıca sarı sayfalı not defteri ve bilgisayar ekranında sarı renkli arka fon pek iyi bir fikir değildir; beyninizi uyararak konsantrasyonu arttırabilir fakat gözleriniz için zarar vericidir.

Sarı, az miktarlarda kullanıldığında parlaklık ve sıcaklık hissi verir. Şakacılığı, aydınlığı, yaratıcılığı, samimiyeti ve hayata karşı rahat bir tutumu simgeler. Tıpkı güneşli bir gün gibi davet çekicidir. Sarı güneş ışığı gibidir: kendinizi iyi hissetmek için orda olmasını istersiniz ama gözünüzün içine girmesini istemezsiniz.

Sarı, rengin pek çok farklı tonu vardır. Saf sarı bütün diğer tonlar arasındaki en neşeli ve güneşli olanidir. Fakat bir parça koyulaşmış haline bakmak daha keyiflidir. Soluk sarı dikkati, çürümeyi, hastalığı, kıskançlığı ve hilekarlığı simgeler. Sarı söz konusu olduğunda seçilen ton oldukça önemlidir.

Sarı, bu neşeli güneş rengi dikkat toplayan bir renktir. Bütün renkler arasında en gözle görülen ve dikkat çeken renktir.

Sarı, pek çok dinde ilahi varlığı simgeleyen bir renktir.



--------------------------------------------------------------------------------

YEŞİL

Yeşil, pek çok kavramla ilişkili olarak gelir, bunların içinde en güçlüsü ve evrensel olano doğadır. Buna bağlı olarak ayrıca yaşamı, gençliği, yenilenmeyi, umitleri ve dinçliği simgeler. Bazı kültürlerde orta yaşlardaki gelinler, doğurganlığı simgelemesi için yeşil giyer.

Yeşil, gözler için en rahat renktir ve görme gücünü arttırır. Sakinleştiricidir ve sinir sistemi üzerinde doğal bir etki yapar. Televizyona çıkmadan önce insanlar oturup sakinleşmek için yeşil renkli odalara alınırlar. Yeşil aynı zamanda hastanelerde de popüler bir renktir çünkü hastaların rahatlamasını sağlar.
Kaynak: Bydigi Forum http://www.bydigi.net/alternatif-tip/368866-renklerin-psikolojik-etkileri.html#post2520548

Yeşil, rengin farklı tonları farklı mesajlar iletir:


Koyu Yeşil -- soğukluk, erkeksilik, tutuculuk ve zenginlik kavramlarını ifade eder.
Zümrüt Yeşili -- Olumsuzluk.
Zeytin Yeşili -- Barış.
Sarımsı Yeşil -- Tüketicilerin en son tercih ettiği renk.

Yeşil, aynı zamanda Amerikan kültüründe parayı simgeler.




--------------------------------------------------------------------------------

TURUNCU

Portakal, sıcaklık , memnuniyet, verimlilik ve sıhhat ile ilişkilendirilir. Güçlü ve cömert bir görünümü vardır.

Portakal, en cok istah ile ilgili olan renktir.

Portakal, renginin gizliliği olmayan, geniş kapsamlı bir cazibesi vardır. Örneğin bir ürünün herkese uygun olduğunu ifade etmek için kullanılabilir yada pahalı bir uygun fiyatlı gibi algılanması sağlanabilir.




--------------------------------------------------------------------------------

SİYAH

Siyah, tartışmalı bir renktir. Bir taraftan karanlık güçler, suç ve kötülük ile düşünülürken diğer taraftan sadakat, sebat, dayanıklılık , ihtiyat, bilgelik ve güvenilirlik ile ilişkilendirilir. Bir tarafta yönetim ve güç anlamına gelirken diğer tarafta acı, keder ve yas anlamına gelir.

Siyah, pek çok insan için kıyafet rengidir. Bazıları siyahi güçlü ve ciddi görünmek için kullanır. Bazıları ise daha zayıf gösterdiği için tercih eder. Ayrıca siyah sık ve zarif olarak kabul edilir.



--------------------------------------------------------------------------------


Beyaz, saflığı, temizliği ve masumiyeti simgeler. Pek çok kültürde gelinler beyaz giyer. Ayrıca temizliği simgeler. Doktorlar, hemşireler ve labaratuvar teknisyenleri steril olmak için beyaz giyerler.

Beyaz, ışığı yansıtırve ortamı serin tutar. Dolayısıyla yaz ayının kıyafet rengidir. Genel olarak serin ve canlandıran bir his verir.



--------------------------------------------------------------------------------

MOR

Mor asalerin rengidir. Lüks hayar zenginlik ve zarefeti simgeler. Aynı zamanda romantizimin duygusallığın ve tutkunun rengidir.

Mor, doğada ender bulunan bir renktir. ilkel zamanlarda insanlar bazı deniz kabuklularını kullanarak mor rengi elde etmişlerdir. Oldukça zor bir çalışmadır. Bazı insanlar mor rengi, gösterişli havasından dolayı dekorasyonda kullanmayı sever. Bazıları ise suni bir renk olarak algılar.



--------------------------------------------------------------------------------

KAHVERENGİ

Kahverengi, toprağın ve ahsabin rengidir. Sağlam ve güvenilir bir his verir. Kahverengi doğal, rahat ve açıkk bir atmosfer yaratmayı sağlar. Durağanlık, güçlülük, olgunluk ve güvenilirlik mesajları iletir.

Kahverengi, genelde erkeklerin favori rengidir.

Kahverengi, bazı tonları yıpranmış ve eskimiş havası verir.


--------------------------------------------------------------------------------

PEMBE

Pembe, en romantik ve narin renktir. Aynı zamanda sakinleştirici bir etkisi vardır. Araştırmalar gösteriyor ki, pembe insanları yatıştırıyor ve kalplerini yumuşatıyor.

Dr. Alexander Schauss, hapishane demirleri pembeye boyadığında mahkumların arasında agresif davranışın azaldığını ifade etmiştir. Dr. Schauss'a göre "insan sinirlenmek istese bile pembe rengin yakınında başarılı olamaz. Kalp kasları yeterince hızlı hareket etmez. Pembe enerjiyi çeken bir sakinleştirici gibidir. Hatta renk körleri bile pembe ile sakinleşmişlerdir" . Fakat sonradan yapılan araştırmalar gösteriyor ki bu tur bir etki maalesef kısa sürelidir. Görünüşe göre vücut normal seviyesine geri döndüğünde bu sefer daha agresif bir ruh haline girebiliyorlar

Hazımsızlık için bitkiler,Hazımsızlık,şişkinlik nasıl geçer,şişkinlik için bitkiler

 Doğa o kadar cömert ve mucizelerle dolu ki.. Her bitki bin derde deva işte bir sağlık reçetesi daha..


Malzemeler: 500 gram halis zeytinyağı, 250 gram kayısı, 2-50 gram beyaz peynir, yarım limon ve yarım demet maydanoz.

Uygulama: Malzemeler bir kavanoz içersinde karıştırılır ve ağzı kapalı olarak 2 gün güneşte bekletilir. Her sabah aç karnına, yağından ve kayısısından 1 kaşık yenilir. Daha sonra sabah kahvaltısında, küp küp kesilen beyaz peynirin üstüne bolca limon ve maydanoz konarak yenir. Üstüne dayanabildiğiniz ısıda sıcak su içmelisiniz. Bu kür kilo vermeye de yardım eder.

Anti aging besinler,yaşlanmayı geciktiren yiyecekler,Yaşlanmayı geciktirme

Sizde benim gibi yaşlılıktan çok korkuyorsanız bu yazıyı mutlaka okumalısınız.
Serbest radikaller ve bunların zararlarından bizleri koruyan antioksidanlardan sık sık bahsediyoruz. C vitamini, E vitamini ve beta karoten ilk akla gelen antioksidanlar. Bunlara ilave olarak Coenzym Q - 10 gibi antioksidanlar da çok tanınmaktadır. Bu tip görevleri üstlenebilen çok çeşitli bitkiler de vardır.

Bitkilerden bahsederken, unutulmaması gereken bir konu da, büyüdükleri toprağın cinsi, sıcaklığı, mevsimi, toplandıklarındaki halleri, kurutma prosesleri ve depoda kaldıkları sürelerin etkilerini değiştirebileceğidir. Herhangi bir madde için “bitkiseldir, bunun bir zararı olmaz” demek çok yanlıştır, bunları mutlaka doktor gözetiminde kullanmak gerekir. Unutmayın bir madde yarar sağlıyorsa, zarar da verebilir, bazı durumlarda da (ilaç etkileşimi gibi) yan etkilere de neden olabilir. Antioksidan özellikte olan bu bitkilere bazı örnekler:

Ekinezya:

Antioksidandır. Antibiyotik ve antitoksin özellikleri vardır. Soğuk algınlığı, grip semptomlarını hafifletir. Yara iyileşmesini artırdığı, bağışıklığı güçlendirdiği ileri sürülmektedir.

Ginkgo biloba:

Antioksidandır. Hafızayı ve konsantrasyon yeteneğini güçlendirmeye yardımcı olabilir. Yorgunluğu, baş dönmesi ve kulak çınlamasını azaltabilir.

Sarımsak:

Antioksidan olan organosülfür bileşikleri, allik asit içerir. Virüs ve bakteri enfeksiyonlarından korur, hazımsızlığı önler. Üst solunum yolu hastalıklarında akciğerlerdeki ve bronşlardaki mukusu inceltir. İdrar söktürücüdür. Tansiyonu dengelemede etkilidir. Total kolesterolü düşürücüdür. Kan pıhtılaşmasını azaltıcı özellik taşır. Her gün 1 - 2 diş sarımsak bağışıklığı artırmaya yardımcı olabilir.

Ginseng:

Antioksidandır. Uyarıcı etkisi vardır. Afrodizyak olarak kullanılabilir, zihinsel ve fiziksel iyi hali artırabilir. Menopoz şikâyetlerinde faydalı olabilir.

Üzüm çekirdeği ekstresi:

Güçlü bir antioksidandır. Damar sertliğini önler. Serbest radikallerin zararlarını önler, kan dolaşımını artırır. Iltihap giderici etkisi vardır. Retinopatiyi önleyebilir. Yara iyileşmesini hızlandırır.

Soya fasulyesi:

Güçlü antioksidanlardandır. İçinde genistein, daidzein denilen güçlü antioksidan olan isoflavonlar vardır. Beslenmede soya fasulyesi, soya filizi, soya sütü, tofu, soya unu veya soya kıyması gibi çeşitli şekillerde tüketmek mümkündür. Soya fasulyesindeki fitoöstrojenler, menopoz sıkıntılarının ve semptomlarının hafifletilmesinde yardımcı olabilirler.

Çay:

İçerisinde kateşinler ve kuarsetin adı verilen çok güçlü antioksidanlar vardır. 1 bardak yeşil çayda 375 mg, 1 bardak siyah çayda 210 mg. kateşin bulunur. Çay konsantrasyonu kuvvetlendirir ve uyarıcı etkisi vardır. Çayın bu uyarıcı etkisi ”sabah bir çayımı içip kendime geleyim” diye günün başlangıcının halkımız arasındaki ifadesi olmuştur. Antioksidan etkilidir, kalp ve damar sistemi hastalıklarını önlemede yararları yazılmaktadır.

Üzüm, limon, kayısı, kiraz, vişne, kuşburnu:

Bunlarda bioflavanoidler (Vitamin P) bulunur. Antioksidan ve anti - kanserojendirler. Yaşlılıkla birlikte oluşan kataraktı önleyebildikleri söylenmekte. Ayrıca iltihap giderici, bağışıklık sistemini güçlendirici, alerjiyi azaltıcı etkileri vardır.

Soğan, kereviz, pırasa, lahanagiller:

Bunlarda da çeşitli antioksidan polifenoller bulunur. Antiaging ve antikanser etkileri vardır. Kanserojen nitrozaminlerin oluşumunu bloke ederler.

Domates, kayısı, kırmızı greyfurt, karpuz:

Çok güçlü bir antioksidan olan likopenden zengindirler. Likopen meme, prostat kanseri gibi bazı kanser türlerinin riskini azaltır. Kalp-damar sistemi hastalıklarına karşı koruyucudur.

Yabanmersini, çilek, ahududu, böğürtlen, frambuaz:

Güçlü bir antioksidan olan antosiyanin ve flavonoidleri içerir. İnflamasyonlara (yangı) karşı koruyucu olup, lutein içerikleriyle katarakt ve retinopati gibi göz ile ilgili hastalıkların tedavisinde yardımcı olarak kullanılabilir.

Silmarin denilen bir kimyasal bileşik içerir. Antioksidandır. Karaciğer hücrelerini kimyasal hasardan korur. Safra üretimini ve bağırsağa akışını artırır. Kronik inflamatuar hepatitlerde (karaciğer iltihabı) ve karaciğer yağlanmasında tedaviye yardımcı olarak kullanılabilir. Sirozda inflamasyonu azaltabilir.

Turunçgiller:

Limonen, fenolik asit gibi antioksidanları içerirler. Deri, meme ve akciğer kanserleri başta olmak üzere kanser riskini azaltırlar. C vitamini kaynağı olmaları ile cildin elastikiyetini korurlar. Vücutta bazı besin öğelerinin (demir gibi) emilimini artırırlar.

Balıkesir Kaplıcalar,Balıkesir kaplıcaları faydaları,Edremit Kaplıcaları

İçmenin AdıPamukçu Kaplıcası
MevkiiBengül
Özelliği51 -54 derece
SıcaklıkSodyum bikarbonat, klorür, sülfat, arsenik, oligometalik
Madensel DurumuAğrıları dindirici ve kanın çeşitli unsurları arasında bozulan dengesini yeniden sağlar. Mide ve şeker hastaları, romatizma ve damar sertliği için şifalıdır.

AdıDerman Kaplıcaları
MevkiiEdremit
Sıcaklık56 derece
ÖzelliğiSodyum, sülfür, oligametalik
Hangi Hastalıklara İyi GelirRomatizma, filebit, kadın hastalıkları

AdıKüre Kaplıcaları
MevkiiEdremit
Sıcaklık56 derece
ÖzelliğiSodyum, Sülfür, Oligemetalik
Hangi Hastalıklara İyi GelirRomatizma, nefrit, mialji, nevralji, kadın ve cilt. Damar sertliği, tansiyon. Çamur banyosu da vardır

AdıArmutalan Kaplıcaları
MevkiiBalya
Sıcaklık61,5 derece
ÖzelliğiKlor, radon, oligametalik
Hangi Hastalıklara İyi GelirRomatizma, nefrit, nevralji, kadın hastalıkları.

AdıAsarköy Ilıcaları
MevkiiBigadiç
Sıcaklık59 derece
ÖzelliğiMağnezyum, Sülfür, Sodyum, Bikarbonat, Kükürt
Hangi Hastalıklara İyi GelirRomatizma, nevralji, kadın hastalıkları.

AdıZeytinliada Kaplıcası ve içmesi
MevkiiEdrek
Sıcaklık23 derece
ÖzelliğiSodyum Klo, Sülfat
Hangi Hastalıklara İyi GelirKırıklar, iş kazaları, iltihaplar. İçmeleri de; Mide, karaciğer, safra yolları.

AdıGönen Kaplıcası
MevkiiGönen
Sıcaklık52-72 derece arası
ÖzelliğiSodyum sülfat, Bikarbonat
Hangi Hastalıklara İyi GelirRomatizma, ameliyat sonrası hastalar, kırık, ağrılı ve iltihablı kadın hastalıkları, kalın bağırsak iltihabları, Ayrıca kanı da temizler.

AdıEkşidere Kaplıcası
MevkiiGönen
Sıcaklık18 derece
ÖzelliğiSülfat, klorür, Sodyum, Oligametalik
Hangi Hastalıklara İyi GelirGençlik verir, iç ifraz guddeleri üzerinde etki yapar, faaliyetlerini arttırır.

AdıEmendere Ilıcaköy Kaplıcaları
MevkiiSındırgı
Sıcaklık32 derece
ÖzelliğiBikarbonat, Kalsiyum, Sodyum, Oligametalikli
Hangi Hastalıklara İyi GelirGutlu hastalarda ve böbrek taşı tedavisinde şifalı.

AdıHisaralan Kaplıcası
MevkiiSındırgı
Sıcaklık35-81 derece
ÖzelliğiSodyum bikarbonatlı
Hangi Hastalıklara İyi GelirHareket sisteminin ağrılarında, romatizma, nefrit, tedavilerinde iyidir.

AdıSusurluk Kaplıcası ve Kepekler Çamur Suyu
MevkiiSusurluk
Sıcaklık -ÖzelliğiSodyum bikarbonatlı, klorürlü, radonludur. Çamur suyu ise, sodyum bikarbonatlı, kükürtlü, titanlı ve radonlu.
Hangi Hastalıklara İyi GelirBanyo tedavisi, romatizma, nevralji, nefrit, polinefrit, felçler, ankilozlar ve kadın hastalıkları. Çamur tedavisi; Bütün romatizma tedavisinde, çocuk felçleri, kırık-çıkıklarda şifalıdır.

AdıÖmerköy Ilıcası
MevkiiSusurluk
Sıcaklık31.5 derece
ÖzelliğiSodyum sülfatlı, madeni az ılıca ve içmeler grubundandır. Bikorbonatlı kalsiyum sülfatlı, sodyumludur.
Hangi Hastalıklara İyi GelirYorgunluğa, hastalıktan yeni kalkanlara, sinirlilere tavsiye edilir.

Aydındaki kaplıcalar,Aydın cıvarı kaplıcalar,Aydın kaplıcaları hangi hastalıklara iyi gelir?

 AdıAlangüllü Çamur Ilıcası
MevkiiGermencik
Sıcaklık65 derece (İkinci kaynağının sıcaklığı 67.5 derecedir.)
Kaynak: Bydigi Forum http://www.bydigi.net/showthread.php?p=1869054
ÖzelliğiSodyum bikarbonat, klorür
Hangi Hastalıklara İyi GelirRomatizma, nefrit, nevralji, kadın hastalıkları.

AdıAlagüllü Kaplıcası
MevkiiGermencik
Sıcaklık62 derece
ÖzelliğiSodyum bikarbonat klorür
Hangi Hastalıklara İyi GelirRomatizma, nevralji, nefrit, kadın hastalıkları. İçilirse, mide, karaciğer, safra yolları için şifalıdır.


AdıGümüş Ilıcası
MevkiiGermencik
Sıcaklık41 derece
ÖzelliğiSodyum bikarbonat, klorür, kalsiyum, karbondioksit
Hangi Hastalıklara İyi GelirRomatizma, nefrit, nevralji, kadın hastalıkları, karaciğer, safra kesesi, mide, bağırsak.

AdıKızıldere Ilıcası
MevkiiKızıldere
Sıcaklık55 derece
ÖzelliğiSülfat, Sodyum bikarbonatlı
Hangi Hastalıklara İyi GelirSinir hastalıkları, ateşli hastalıklar.

AdıKemerli Kaynak
MevkiiGermencik
Sıcaklık24.5 derece
ÖzelliğiLitresinde 31 gram tuz vardır. Sodyum klorürlü, bromörlüdür.
Hangi Hastalıklara İyi GelirBu bakımdan doktorların tavsiye ettiği hastalıkları tedavi eder.

AdıGüzelçam İçmesi
MevkiiGüzelçam
Sıcaklık19 derece
ÖzelliğiKarbondioksit, bromür, sodyum, klor
Hangi Hastalıklara İyi GelirLitresinde 9 gram tuz vardır. Bu bakımdan doktorların tavsiye ettiği hastalıkları tedavi eder.

AdıAçık Kaynak
MevkiiAydın
Sıcaklık23.5 derece
ÖzelliğiSodyum klorür, radon.
Hangi Hastalıklara İyi GelirMide, bağırsak.

AdıOrtakçı Kaplıcası
MevkiiKuyucak (Burhaniye)
Sıcaklık52 derece
ÖzelliğiKarsiyum, Sodyum, Sülfat, bikarbonat
Hangi Hastalıklara İyi GelirBöbrek, romatizma, nefrit, kadın hastalıkları.

Antalyadaki Kaplıcalar,Antalya civarı kaplıcalar

AdıDamlataş
MevkiiAlanya
SıcaklıkÖzelliğiKarbondioksit, yüksek ve rütubet düşük temperaür, radyoaktifite vardır.
Hangi Hastalıklara İyi GelirMüzmin bronşit tedavilerinde çok faydalıdır.

AdıKaş İçmeleri
MevkiiKaş
SıcaklıkÖzelliğiTertibinde Sodyum Klorür, kükürt ve hidrojin var.
Hangi Hastalıklara İyi GelirBirçok hastalığa faydası vardır.

AdıDemre İçmeleri
MevkiiDemre
Sıcaklık15 derece
ÖzelliğiSodyum klorür, bromür, sülfüt
Hangi Hastalıklara İyi GelirHazım bozukluğu, bağırsak parazitleri

Ankaradaki Kaplıcalar,Ankara civarındaki kaplıcalar,Ankara kaplıcaları

AdıAyaş İçme Suları
MevkiiAyaş
Sıcaklık - ÖzelliğiKlorür, Sodyum, Kalsiyum, Karbondioksit
Hangi Hastalıklara İyi GelirKaraciğer, safra ifrazatını ve bağırsaklardaki solucanları düşürür. Safra yollarına iyi gelir. Aç karnına kısa aralarla 5'er bardak içilir. Banyo yapılırsa, şişmanları zayıflatır. Kadın hastalıklarında iç organların rahatsızlıklarına iyi gelir. Hemoroid'e şifa verir.
Kaynak: Bydigi Forum http://www.bydigi.net/alternatif-tip/249991-sifali-sular-kaplica-ve-icmeler-faydali-olduklari-hastaliklar.html#post1869054

AdıKarakaya Kaplıcası
MevkiiAyaş
Sıcaklık31 Derece
ÖzelliğiSodyum, Kalsiyumludur
Hangi Hastalıklara İyi GelirBanyo tedavisi ile romatizma, nevralji, nefrit, kadın hastalıkları, yarım felçler, çocuk felçleri, çıkıklar. Masaj yoluyla kırık ve çıkıklar tedavi edilebilir.

AdıDutlu Kaplıcası ve Vezirsuyu Gençlik İçmesi
MevkiiBeypazarı
Sıcaklık45 - 50 derece
ÖzelliğiKlorür, kalsiyum, karbondioksit, radonludur.
Hangi Hastalıklara İyi GelirDamar sertliği, hipertansiyon, bronşiyal astım, mide bağırsak, karaciğer, safra kesesi.
AdıHaymana Kaplıcası
MevkiiHaymana
SıcaklıkÖzelliğiBikarbonat, Kalsiyum, Sodyum, Mağnezyum, Karbondioksit
Hangi Hastalıklara İyi Gelirİdrar söktürür, küçük taş ve kumları döker, idrar yolları iltihaplarına şifalıdır. Banyoları kadın hastalıklarına iyi gelir. Eklem iltihaplarına şifalıdır. Banyosu kadın hastalıklarına iyi gelir. Eklem iltihaplarına geçirtir. Kırık-çıkıka çok iyi gelir.

AdıBüyük ve Küçük Kaplıcalar
MevkiiKızılcahamam
Sıcaklık47 derece
ÖzelliğiHangi Hastalıklara İyi GelirKansızlık, beslenmeye önemi vardır. Romatizma, siyatik, kireçlenme, nevralji, felçler, sinir, dolaşım sistemleri.

AdıAcısu Kaplıcası
MevkiiKızılcahamam
Sıcaklık43 derece
ÖzelliğiSodyum bikarbonat, klorür, arsenik
Hangi Hastalıklara İyi GelirDolaşım sistemi için içmelerden faydalanılır. Banyo tedavisi ile yüksek tansiyon, kalb, bronşit

AdıSey Hamamı
MevkiiKızılcahamam
Sıcaklık34 derece
ÖzelliğiSodyum bikarbonat, klorür, arseniklidir.
Hangi Hastalıklara İyi GelirDolaşım sistemi, yüksek tansiyon, kalb, bronşit.

AdıMaden Suyu
MevkiiKızılcahamam
Sıcaklık0ÖzelliğiSodyum, Kalsiyum, Mağnezyum, Karbonat, Klorür, Karbogazoz oligametalik
Hangi Hastalıklara İyi Gelirİçme ile; hazım sistemi, safra kesesi, pankreas metabolizma, diabet ve şişmanlıklar için de iyidir. Diabet, gut hastalıklarına tavsiye olunur.

Afyondaki kaplıcalar,Afyon civarındaki kaplıcalar,hangi hastalıklara iyi gelir?

AdıHidai Kaplıcası (Sandıklı)
MevkiiSandıklı
Sıcaklık62 derece
ÖzelliğiKalsiyum, Sodyum, Bikarbonat
Hangi Hastalıklara İyi GelirBanyo tedavisi, siyatik romatizması, kadın hastalıkları. Ayrıca, çamur tedavisi de vardır. Mide için içme suyu mevcuttur.

AdıGazigöl Kaplıcası
MevkiiSandıklı
Sıcaklık39,5 - 47 derece
ÖzelliğiSodyum Karbonatlıdır.
Hangi Hastalıklara İyi GelirRomatizma, nevralji, nefrit, sırt ağrıları, iltihaplı eklem ağrıları, deri ve kadın hastalıkları, içme tedavisi için de tavsiye edilir.

AdıKızıl Kilise Kaplıcası
MevkiiHeybeli
Sıcaklık16,5 - 52 derece
ÖzelliğiSodyum bikarbonat, kalsiyum
Hangi Hastalıklara İyi GelirRomatizma, nevralji, nefrit, kadın hastalıkları. Mide ve ishale de faydalıdır.

AdıÖmerli Kaplıcası
MevkiiÖmerli
Sıcaklık43 - 54 derece
ÖzelliğiArsenik, demir, karbondioksit, bikarbonat klorludur.
Hangi Hastalıklara İyi GelirRomatizma, nevralji, kırık, kadın hastalıkları, yukarı nefes yolları.

AdıGeçek Kaplıcası
MevkiiGeçek
Sıcaklık54 -56 derece
ÖzelliğiSülfat, Bikarbonat
Hangi Hastalıklara İyi GelirRomatizma, nevralji, metabolizma, kadın hastalıkları, banyo tedavisi ve çamur suyundan ayrıca Florür vardır.

AdıKızılay Maden Suyu
MevkiiAfyonSıcaklık18 derece
Özelliği -Hangi Hastalıklara İyi GelirMide rahatsızlıkları, karaciğer ve safra yolları.

Yılan zehiri,yılan zehiri nerde kullanıılır? yılan zehiri yararları

Adli Bilimciler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hamit Hancı, hekimlik, diş hekimliği, eczacılık ve veterinerlerinin amblem olarak kullandığı yılan figürlerinin bu canlının tarih boyunca bir şifa kaynağı olmasından dolayı seçildiğini söyledi. Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) ve İzmir Tabip Odası işbirliğiyle düzenlenen "1. Ulusal Tıp Günleri Sempozyumu" DEÜ Sabancı Kültür Merkezi'nde başladı. İki gün sürecek sempozyumun açılışında konuşan Prof. Dr. Hamit Hancı, "Yılan Hikayesi" adı altında bir sunum yaptı. Halen dünyada 2 bin 500 civarında yılan türünün yaşadığını ve bunlardan ancak üçte birinin insanlar için az ya da çok derecede zehirli olduklarını söyledi. Çok tehlikeli olanların ise bütün yılan türlerinin içinde yüzde 7'yi geçmediğini aktaran Hancı, "Türkiye'de 26 zehirli yılan türünden sadece birkaçı zehirli türdür. Yılanların sokmasının, esas itibariyle insanları öldürmeye değil, yılanın beslenmesine matuf olduğunu unutmamak gerekir. Güvenliği tehdit edilmedikçe, hiç bir zehirli yılan, insana saldırmaz, uzaklaşmayı tercih eder." dedi.
Türkiye'de yılanlı asanın ilk defa 1836 yılında resmi olarak kullanıldığını belirten Prof. Dr. Hamit Hancı, Sultan II. Mahmud'un, bu tarihten itibaren Mekteb-i Tıbbiye talebelerinin, ilk defa resmi kıyafet olarak yakalarına yılanlı asa (caduceum) işlenmesine müsaade ederek ferman çıkardığını anlattı. Dünyada adli tıp ve adli bilimlerin de sembolünün yılan olduğunu aktaran Hancı, "Burada tıp ve adalet sembollerinin birleşmesi göze çarpmaktadır. Eski Türkler arasında da yılan sağlık ve mutluluk sembolü olmuştur. Sağlık kuruluşlarının kapılarında çifte yılan sembolü vardır. Anadolu'da Selçuklu Hastaneleri buna örnektir. Hastalık kötülük ve ceza demektir. Kötülükler yeraltından gelir; yılan da yeraltında yaşamaktadır. Yılan aynı zamanda gücü, kudreti ve koruyuculuğu simgelemektedir. Öldürücü olması ona karşı korkuyla karışık bir saygı duyulmasına neden olmuştur. Yılanlar ve sürüngenler birçok kültürde rastladığımız ortak sembollerdir. Kızılderililer'e göre yılan; deri değiştirerek doğum, yaşam ve ölüm arasındaki metamorfozu simgeler. Böylece tarih boyunca yılana atfedilen özellikler doğurganlık, ölümsüzlük, sağlık, hekimlik, sağduyu sahibi olmak, bilgelik, kehanet, iyi talih, fiziksel güç ve hız olarak sıralanabilir. Şifalı bitkilerde açıkça gözlenen tabiatın iyileştirici kudretini en yakından tanıyan, en iyi bilen canlının da yeraltında yaşadığı için bu bitkilerle çok yakın komşuluk halinde bulunan yılan olduğu kabul edilerek, hekimlik sembolü kendisine yakıştırılmaktadır. "şeklinde konuştu.
Zehirli yılanın ölüm sembolü olduğu gibi ölümünde zıddı olan yaşamı da anımsattığını ifade eden Hancı, "Yılanın dili çatallıdır. Çatal dil ise dedikodu ve arabozuculuk işaretidir. Bundan dolayı dedikodu, arabozuculuk yapan kimselere yılan dilli denir. Darüşşifalara maristan yani yılanlı bina denmesinin bir başka nedeni ise yılanların kötülük ve hastalıkları yutarak iyilik ve şifa dağıttıklarına inanılmasından dolayıdır. Evliya Çelebi Mısır'daki Sa'di dervişlerinin zehirli yılanları nasıl yakaladıklarını, etinden nasıl tiryak, ilaç yaptıklarını Seyahatname'sinde anlatır. Anadolu'da bulunan birçok yılanlı göl, yılanlı çermik gibi adlar taşıyan yerlerde canlı yılanların şifa bahşedici, tedavi edici özelliğinden günümüzde hala yararlanılmaktadır. Yılanlar vasıtasıyle tedavi edilen hastalıklar arasında bulunan "Erizipel"e halkımız 'yılancık' demektedir. Anadolu folklorunda, erizipele tutulanların yaralarına yılan ya da yılancık taşı denilen bir taş sürüldüğü takdirde, hastalığın iyileşeğine inanılmaktadır." dedi.